ÜLKEDE SU BARIŞI DÜNYADA SU BARIŞI 

Fırat Dicle Havzasında Su Güvenliği Çalıştayı Yapıldı

Fırat Dicle Havzasında Su Güvenliği Çalıştayı Yapıldı

13 Mart  2024

 Ankara Üniversitesi Avrupa Toplulukları Araştırma ve Uygulama Merkezi (ATAUM), Avrasya İncelemeleri Merkezi (AVİM) ve Su Politikaları Derneği işbirliğiyle 12 Mart 2024 tarihinde, 14:00- 16:00 saatleri arasında ATAUM Toplantı Salonu’nda  “Fırat-Dicle Havzasında Su Güvenliği ve Avrupa Birliği Su Çerçeve Direktifi” başlıklı çalıştay düzenlendi

Çalıştay, etkileşimli bir toplantı formatında gerçekleşecektir. Katılımcıların aktif katkılarıyla, Fırat-Dicle havzasında su güvenliği konusunda karşılaşılan zorluklar, bunlar için çözüm yolları ve konu ile ilgili Avrupa Birliği müktesebatı üzerine bir tartışma ve fikir alışverişi yapıldı. Sözkonusu Çalıştay, katılımcıların çeşitli perspektiflerini bir araya getirerek, konu üzerinde derinlemesine bir analiz, değerlendirme ve işbirliği ortamı yaratmayı amaçlayarak düzenlendi.

Çalıştaya DSİ Genel Müdürlüğü, Su Yönetimi Genel Müdürlüğünden  yetkililer, akademisyenler, diplomatlar ve alanda uzmanlardan oluşan 23 kişilik bir grup katıldı. Çalıştaya eski Dışişleri Bakanı  Sn Yaşar Yakış da katılarak görüş ve önerilerini açıklayıp katkı koydu.

Çalıştay aşağıdaki programa göre gerçekleşti.

I. Açılış Konuşması

Konuşmacı: Emekli Büyükelçi Yiğit ALPOGAN (AVİM Danışmanı)

II. Sunumlar

 

Kitap Tanıtımı: Strategic Water - Iraq and Security Planning in the Euphrates-Tigris Basin (Yazarlar: Frederick Lorenz and Edward J. Erickson)

Gülperi GÜNGÖR (AVİM Analisti)

 

Avrupa Birliği Su Çerçeve Direktifi

Prof. Dr. Çınar ÖZEN (Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi)

 

Dicle ve Fırat Havzasına Artan Uluslararası İlgi, Bölgede Jeopolitik, Hidropolitik ve Klimatolojik Değişikliklerin Su Güvenliğine Etkileri

Dursun YILDIZ (Su Politikaları Derneği Başkanı)

 

IV. Kapanış Konuşması  Emekli Büyükelçi Alev Kılıç

 

 

 

 

Çalıştay’ın  açılış konuşmasını emekli Büyükelçi ve AVİM Danışmanı Yiğit Alpagon yaptı. Konuşmasında su kaynaklarının  tüm Dünya ve Türkiye için artan öneminden söz eden Alpagon su yönetiminin hem ülke içi hem de Ortadoğu’da geçmişten çok daha zor ve önemli hale geldiğini söyledi. Fırat ve Dicle sularının üzerindeki barajları geliştirirken Suriye ve Irak’ın yarattığı zorluklardan da söz eden Alpagon Türkiye’nin kendi gücü ile bunları aştığını ve barajları tamamladığını belirtti.

Çalıştayın ilk konuşmasınıAVİM Analisti Gülperi Güngör yaptı .Güngör konuşmasında Frederick Lorenz ve  Edward J. Erickson tarafından yazılan  Strategic Water - Iraq and Security Planning in the Euphrates-Tigris Basin  kitabının hazırlanışını ve kitapta ele alınan konuları  anlattı. Konuşmasında kitaptaki   Fırat ve Dicle havzasında beklenen siyasal ve jeopolitik gelişmelerle ilgili tespitleri de aktaran Güngör  kitabın son baskısına eklenen “ Coğrafya ,Kürtler ve Su” bölümü hakkında da bilgiler verdi.  

Çalıştayın ikinci konuşmasında ATAUM Müdürü Prof. Dr. Çınar Özen AB Su Çerçeve Direktifi  konusunda detaylı bilgiler verdi. AB SÇD ‘nin kapsadığı alanları ayrıntılı bir şekilde anlatan Prof. Özen direktifin iki temel amacını suyun miktar ve kalite olarak iyi yönetimi şeklinde açıkladı.

Direktifin kalite yönetimi konusundaki standartlarına da değinen Prof Özen bu çerçevedeki amacın  direktifte belirtilen iyi su kalitesine erişmek olduğunu söyledi.

AB’nin su yönetiminin nehir havzası ölçeğinde suyun entegre yönetimi olduğunu belirten Prof. Özen bu SÇD’de nehir havza bölgeleri tanımının da yer aldığından söz etti.Ülkemizdeki su yönetiminin de havza ölçeğinde ve kurumlar arasında işbirliği sağlanarak yapılmasının en uygun yöntem olacağını belirten  Prof Özen bu konuda kurumlar birbirlerine yardımcı olmalı dedi.

Prof Özen Türkiye için en uygun su yönetimi modelinin AB ülkelerindeki yönetimlerle karşılaştırmalı bir şekilde ele alan bir TUBİTAK projesi önerisi yapılmasının uygun olacağını da belirtti.

Çalıştayın üçüncü konuşmacısı su politikaları Derneği Başkanı ve Su Politikaları Uzmanı Dursun Yıldız  yaptığı sunumunun başında Fırat Dicle havzasının iklimsel ,hidrolojik,hidropolitik ve teopolitik özgünlüklerini ele aldı. Havzanın hidropolitiğinin yakın  geçmişine değindi, Türkiye’nin işbirliği çabaları ,uyumlu hidropolitik yaklaşımları ve önerileri konusunda bilgiler verdi. Dursun Yıldız sunumunda bölge dışı aktörlerin havzaya artan ilgisinden söz ederken AB’nin  bölge için yürüttüğü Cascades projesinin sonuçlarını da açıkladı.

Fırat Dicle Havzasında «Su Güvenliğini» tehdit eden faktörleri de belirten  Dursun Yıldız gelecekte havza ülkelerini bekleyen risklerden ve bunun krize dönüşmemesi için yapılması gereken çalışmalardan da söz etti

Türkiye’nin Lozan Anlaşmasından bu yana Suriye ve Irak ile sürekli işbirliği arayışı içinde olduğunu belirten Dursun  Yıldız kıyıdaş ülkeler arasında ilk Ortak Teknik Komite kurulması önerisinin 1982 değil 1964 yılında yine Türkiye tarafından yapıldığını söyledi.  Devamla;Haziran 1979 da Irak’ın 2 milyar m3 ilave su talebi olduğunu ifade eden  Yıldız, bu başlangıç olmak üzere Irak’ın Türkiye’den tüm ilave su talepleri bugüne kadar sürekli karşılanmış hatta Ilısu Barajındaki su tutma işlemi Irak’ın talebi üzerine  iki defa ertelenmiştir dedi.

Dursun Yıldız ancak Türkiye olarak maalesef  tüm bu iyiniyetli çabalarımıza beklediğimiz karşılığı alamadık  , bu nedenle tüm kıyıdaş ülkelerce  atılması gereken adımlar konusunda geç kalındı, Arap Baharından sonra da bölgede su güvenliğinin sağlanması ve işbirliği çok daha zorlaştı dedi.

Dursun Yıldız sunumunda  1987 protokolü ile tahsis edilen 500 m3 /s lik suyun  nasıl tahsis edildiğinden de söz ederek bunun miktar olarak ne ifade ettiğini şöyle açıkladı.

“1987 Protokolü ile  ile fırat nehri ana kolu doğal potansiyelinin yaklaşık yarısı  «matematiksek bölüşüm»  ilkesine uygun kabul edilebilecek bir anlayışla mansap ülkelerine zımnen tahsis edildi Aslında bu tahsis, BARAJLARLA DÜZENLENMİŞ ve İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ etkisinden bağımsız bir tahsis olması nedeniyle Fırat’ın yıllık getirdiği su hacminin yarısından da fazla olan bir tahsistir. (%60)”

Dursun Yıldız  devamla; Arap Baharı süreciyle birlikte Suriye ve Irak’ta  siyasi krizler ve istikrarsızlıklar  derinleşti, Fırat Dicle havzası su kontekstindeki hidropolitik dinamikler hızla değişti,bu  değişim havzayı bir “Hidro-kaosa” sürükledi, havza hidropolitiğinin aktörleri arttı  ,havzada yer alan barajlar Suriye ve Irak’taki çatışan taraflarca güvenlikleştirildi ifadelerini kullandı.

Orta Fırat havzasında yeni bir siyasal yapılanmanın  suların tahsisi ve kontrolünde yeni bir durum ortaya çıkaracağını belirten Yıldız bunun bölge için geliştirilecek hidropolitikalarda dikkate alınması gerektiğini savundu.

Türkiye’de yapılan iklim değişikliğinin su kaynakları üzerine etkileri çalışmalarının raporlarında Fırat Dicle Havzasında 2030 ve 2040 yılları için su açığının oluşacağının  yer aldığını belirten Yıldız  hatta bu durum bizim yaptığımız çalışmalarda Fırat nehri üzerindeki Keban, Karakaya ve Atatürk Barajlarının  son 30 yıldaki elektrik üretimindeki azalma ile de ortaya çıkmış durumda dedi.

Fırat Dicle havzasında iklim değişikliği etkisinin bugüne kadar imzalanan su tahsis  anlaşmalarının  yeniden gözden geçirilmesini gerekli kıldığını belirten Dursun Yıldız BM ‘nin bu konuda anlaşmaların revize edilmesini öneren bir el kitabı da hazırladığını belirtti.

Havzadaki su denkleminin değişiminde etkili olacak olan faktörleri de sıralayan Yıldız bölgede siyasi belirsizliğin sürdüğünü ve Irak ve Suriye’de oluşabilecek olan yeni statükonun  Türkiye’nin Fırat Dicle havzasına ilişkin su politikalarını da doğrudan etkileyeceğine vurgu yaptı.

Sunumunda havzayı etkisi altına alan siyasi gelişmeler ve iklim değişikliği yeni su denkleminin en belirleyici unsurları  olacaktır, Türkiye’nin Fırat ve Dicle sularını en verimli şekilde kullanma politikalarını özel bir program ile hızlandırılması, uygulamaların yaygınlaştırılması ve yayınlanması da faydalı olacaktır ifadelerini kullandı.

Konuşmasının sonunda “Havzadaki  gelişmeler hidrokaotik bir ortam yaratmış ancak  Türkiye’nin  Doğal hidrolojik koşulların değişkenliği,  ve Dicle Fırat Havzasının entegre bütünlüğü  tezlerinin gerek ülkemizin hak ve çıkarları ,gerekse bölgenin istikrarı yönünden önemini ve geçerliliğini de  ortaya çıkartmıştır” diyen Yıldız bölgedeki projelerimizin nihai gelişmesi durumunda Fırat ana kolunun uzun yıllar ortalama akımı yaklaşık %53 azalarak 500 m3/s mertebesine ineceğini ifade etti.

Dursun Yıldız “Bölgedeki siyasal,iklimsel ve hidropolitik değişimin görülebilir bir gelecekte ortaya çıkartabileceği olumsuz koşulların etkilerinin azaltılmasına yönelik olarak, kıyıdaş ülkelerle işbirliği arayışı önem taşımaktadır.Çünkü havza ölçeğinde su güvenliğini sağlamanın tek yolu havzanın entegre bütünlüğü prensibinin tüm kıyıdaş ülkeler tarafından kabulünden geçmektedir.” açıklamasını yaparak Ancak bölgedeki siyasal belirsizlik bu işbirliği hedefini de belirsiz kılmaktadır şeklinde konuştu.

Dursun Yıldız konuşmasını “Bu kapsamda bölgenin barış ve istikrarı ile Türkiye’nin hak ve menfaatlerini aynı zamanda gözetebilecek bir hidropolitik dengenin kurulabilmesine yönelik STRATEJİK PLAN çalışmalarının Türkiye için de  önem ve öncelik kazandığı görülmektedir” diyerek tamamladı.

Daha sonra katılımcıların görüş ve önerilerine ve katkılarına geçildi. Katılımcıların büyük bölümü gerek AB su çerçeve direktifi gerekse Fırat Dicle havzasındaki mevcut durum ve gelecek projeksiyonları konusunda  görüş ve önerilerini açıklayarak  Çalıştaya katkıda bulundular.

Çalıştayın sonunda AVİM Başkanı Emekli Büyükelçi Alev Kılıç suyun artan stratejik öneminde söz ederek Türkiye’nin bu konuda politikalar üretme konusunda yetkin ve yeterli olduğunu ve bunu gerçekleştireceğini belirtti. Konuşmacılara ve katılımcılara teşekkür etti.

Dursun Yıldız’ın çalıştay sunumu için lütfen tıklayınız

/uploads/editor/files/Dursun%20Y%C4%B1ld%C4%B1z%20F%C4%B1rat%20Dicle%20Havzs%C4%B1nda%20Su%20G%C3%BCvenli%C4%9Fi%20%C3%87al%C4%B1%C5%9Ftay%C4%B1%20Sunumu%20.pdf

 

HPA News