ÜLKEDE SU BARIŞI DÜNYADA SU BARIŞI 

Genel

Paris'te Büyük Kentlerin Kendini Koruma Refleksi -21. Yüzyılda İklim Değişimi, Şehir Devletleri ve Şirketler Demokrasisi

Paris'te COP 21 'in üçüncü gününde   22 büyük kent  bütçelerinin %10'unu iklim değişimine dayanıklılık projelerine ayıracağını açıkladı.
Accra, Ghana Amman, Jordan Athens, Greece Berkeley, USA
Boulder, USA Bristol, England Byblos, Lebanon Cali, Colombia
Huangshi, China Kigali, Rwanda Mexico City, Mexico New Orleans, USA
Norfolk, USA Oakland, USA Paris, France Pittsburgh, USA
Rio de Janeiro, Brazil Rotterdam, the Netherlands Santa Fe, Argentina Toyama, Japan
Tulsa, USA Wellington City, New Zealand
ABD 'den Yeni Zelanda'ya kadar birçok ülkenin  büyük kentleri ,21. Yüzyılda kendi gelecekleri için  bir planlama yaparak bütçelerinin % 10'unu iklim değişime uyum ve dayanıklılık projelerine ayırma kararı aldı. Bu durum 21. Yüzyılın en temel tehditlerinden birisi olan İklim değişimine karşı merkezi hükümetlerin alacakları önlemlerden ayrı olarak  kentlerin kendilerini koruma refleksi şeklinde ortaya çıkıyor. images 31.Ağustos 2015 Aslına bakarsanız insanlık tarihi boyunca şehir devletlerinin dünyanın şekillenmesinde imparatorluklar kadar hatta belki de onlardan daha fazla etkili olduğu olduğu söylenebilir.Bu yaklaşıma Atina ve Roma dan Paris ve Venedik’e ,Bağdat ve Pekin’e kadar birçok örnek verilebilir .Bu şehirler, düşünce ve gelişme alanlarında yarattığı değerler ile insanlık tarihinde unutulmaz izler bırakmıştır. Kentlerin genel gelişme içinde sembolik bir öneme sahip oldukları ileri sürülse bile göreceli olarak daha küçük bir alanda daha çok beyin fırtınasının yapıldığı ve yerel demokratik yönetim ilkelerinin daha çok benimsendiği ve hızla uygulandığı dinamik bölgeler olarak siyasi ve ekonomik ağırlıkları artıyor. Bu yarattıkları özgün ağırlıklarını hantal merkezi yönetimin emrine verme konusunda önümüzdeki dönemde bazı tereddütler yaşayacakları da şimdiden görülüyor. 10 Milyonun üstünde 34 Kent Çok azımız 14 milyonluk nüfusuna ve ekonomik gücüne rağmen Çin’deki Chengdu kentinin hızla gelişmesine dikkat etmişizdir. Hatta Hindistan'daki Ghaziabad, Surat ve Faridabad'ı, Endonezya'daki Palembang'ı ya da Çin'deki Beihai'yi da pek önemsememişizdir, Ancak bu şehirlerin her biri, dünyadaki en hızlı büyüyen şehirler arasında. Bu kentler gibi birçok kentin böylesine hızlı büyümesi hem kentlerin yönetimdeki ağırlıklarını ve daha bağımsız yönetim taleplerini hem de kent yaşamını dünya çapında değiştirecek. Beihai 1.3 milyonluk nüfusunu yedi sene içerisinde ikiye katlayacak. Chengdu belediyesi ise 20 milyon olacak. 30 milyondan fazla insan Bombay'da ve 26 milyon insan ise Delhi'de yaşayacak.İstanbul 20 milyona doğru hızla gidiyor. Uzmanlar 10 milyon ve üzeri nüfusu olan megakentlerin birçoğunun önümüzdeki 20 yıl içerisinde nüfuslarının %25-35 arasında artacağını ve halen 34 olan sayılarının da 50’yi geçeceğini ileri sürüyor. Bundan 100 yıl önce 10 kişiden sadece 2 si kentlerde yaşarken 1990 yılında bu sayı 4’e bugün ise 5 ‘e çıkmıştır.İstatistiklere bakıldığında gelecek birkaç on yıl içinde 2,5 milyar kişinin daha kentlerde yaşıyor olacağı görülmekte. climate-change-urban-heat-lead Metropolitian Jenerasyon Dünyanın birinci Metopolitan jenerasyonu bu yüzyılda oluşacak ve sonuç olarak ve dünya bu değerlerle yeniden şekillenecek. Bu ilk metropolitian jenerasyonun yaşadığı kentlerin içindeki bazı kentler sadece kültürel ,ekonomik olarak değil aynı zamanda siyasi olarak da öne çıkıp liderlik üstlenecekler.Bu kentlerin etki alanları bir geçiş dönemi içinde merkezi yönetimden daha ön plana çıkacak. Özellikle bürokratik kilitlenme ve politik çözümsüzlük içinde içinde olan ülkelerde etkinlik alanları merkezi hükümetlerden güçlü kent yönetimlerine kayacak.Çünkü dünyadaki ekonomik politik ekolojik ve toplumsal gelişmeler 20.Yüzyılın soğuk savaş döneminin iç ve dış politik paradigmalarından çok uzaklaştı. Bu eğilim halen ABD’de çokça görülüyor.ABD Kongresi 1960 ‘ların sonundaki finansman sağlama politikalarını değiştirdi ve yerel yönetimlere sağladığı finansmanı azalttı. Bu durum bir yandan endüstriyel istihdamın azalmasına neden olurken diğer taraftan da kentlerin kendi gelecekleri için sağlam ve gelişmeye yönelik yerel politikalar üretmelerine neden oldu.Her yıl kentlere akın eden yüzbinlerce kişiyi kabul etmek durumunda kalan mega kentlerin kendi özgün ekonomik,sosyal politikalarını geliştirmek zorunda kalacakları görülüyor.Bu süreçte merkezi yönetimlerden daha çok büyük şirketlerin yönetimlerinden destek alarak çok daha hareket edebilecekler.Bu durum büyük şirketlerin yeni yerel yönetim anlayışı içinde güçlenmek zorunda olan yerel yönetimler üzerinden ekonomik ve idari yönetime daha fazla ağırlık koyması anlamına gelecek. 1682421-poster-1280-nycnight 21 Yüzyılın Yeni Paradigmaları 21. yüzyılda birçok paradigmanın değişmekte olduğunu görüyoruz. Bunlardan bazıları yönetim,güvenlik, temsili demokrasi,gizlilik gibi paradigmalar. İklim değişimi ise bu paradigma değişiminde en önemli rolü oynayan unsurlardan biri. İklim değişiminin etkili olduğu güvenlik paradigması ( su,enerji,gıda,çevre güvenliği) değişimi aynı zamanda bu konuda mücadele edecek erkin de değişmesine de neden oluyor. İklim değişimine etkili olan ve iklim değişiminden etkilenen mega kentler bölgesel ve küresel ölçekte iklim değişimi ile mücadelede etkili bir konum alıyorlar. Bunu destekleyen unsurlardan biri de büyük kentlerden yönetilen ve büyük kentlerin yönetimindeki ağırlıkları artan devasa şirketler. Bu yüzyılda ulusötesi şirketlerin artık temsili demokratik işleyiş üzerinden belirleyici olmak yerine bu işleyişin önüne geçip sosyal ,ekonomik ,siyasal ve kültürel alanda doğrudan daha etkin olacakları görülüyor.21. Yüzyılın başından bu yana temsili demokrasi,burjuva parlamenter yönetimi, oy kullanma hakkı ve özgür irade gibi ilkeler ve bunların kurumları biçimsel olarak varlıklarını sürdürüyor olsalar bile bu bu kavramların içlerinin boşaldığı ve “sahiciliğinin” kaybolduğunu görüyoruz.Küresel ekonomi gemisinin dümenine ulusötesi tekeller ve tröstler geçtiğinden bu yana halkın temsil edilme mekanizmaları güç yitirmeye başladı..Çünkü bu mekanizmaların işleyişi ve burjuva demokratik ilkeleri artık ulusötesi tekellere dayalı bir ekonominin ihtiyaçlarına uygun düşmemeye başlamıştı. Bu durum aynı zamanda ulusötesi devasa tekellerin kurduğu imparatorlukların gelişme politikaları ve hedefleri ile de uyuşmuyordu.20 Yüzyıldan miras alınan siyasi ve ekonomik değerlerin artık yenilenmesi ve bu alanda da paradigmanın değiştirilmesi gerekiyordu. Yönetimde Şirketlerin Artan Ağırlığı Sonuçta 21. Yüzyılın ilk çeyreği içinde ortaya siyaset mekanizmasının her aşamasına müdahale etmeye hazır, devasa, güçlü şirketler ve bu şirketlerin örgütlediği bir kapitalizm çıktı.Siyasal ve toplumsal hedefleri olan ve bu şirketler küresel siyasetten sektörel siyasete kadar birçok alana daha çok müdahil olmaya ve öne çıkmaya başladılar. Büyük şirketler siyasi ve iktisadi gelecek için alınacak kararlarda daha etkili olmak için artık devletlerle masaya oturmaya başladılar bile .Temsili demokrasinin kurumlarının yanısıra büyük” Şirketler Demokrasi”sinin kurum ve kurallarının öne çıkmaya başladığı bir dönem başladı .Toplumun daha fazla demokrasi, ya da en azından sahici bir demokrasi ve daha yaşanılabilir bir dünya talebinin ,yaşlanan dünya nüfusunun sosyal ihtiyaçlarının ,iş ve istihdam taleplerinin devasa şirket çıkarları ile ne kadar çatışacağını ve ne kadar örtüşeceğini göreceğiz. Bu yeni küresel dizaynın demokratik yönetimin ortadan kaldırılmasını getireceğini ileri sürenlerin yanısıra ulusötesi şirketlerin “Bir suni denge demokrasisi” ile büyük krizler yaratmadan işi sürdüreceğini iddia eden uzmanlar da var. Bu süreç partilerin siyaset yapma paradigmasını ve kuruluşların siyasi bilinç yaratma çabalarını da doğrudan etkiledi.Siyasi söylemler farklılaştı, doğal olarak siyasetin üslubu değişti, popüler magazin kültürüyle siyaset öne çıktı ,Parlamenter sistem zayıfladı, halkın parlamentonun faaliyetlerine olan ilgisi azaldı. Güçlü devasa şirketler ve kuruluşlar yığınının siyasal ve toplumsal hedeflerinin ve gücünün öne çıktığı bir döneme girildi. İşte bu gücün artan siyasal ve toplumsal etkisinin en üstteki %5’lik kesimin dışındakilerin geleceğindeki rolü ne olacak?.Bunun teorik yanıtı çok zor değil ama pratikte ortaya çıkacak olan “şirketler demokrasisinin sınırları” merak konusu. 21. Yüzyıldaki iklim değişimi kent yönetimlerinin korkulu rüyası. İklimsel değişim ulusal ve uluslararası iklim göçlerini arttıracak.Bu göçmenlerin adresi bugün olduğu gibi yarın da doğrudan büyük kentler olacak . Kentler iklim değişimine neden olan sanayilerin yer aldığı ve milyonlarca kişinin yaşadığı “şehir devletleri” olarak alınması gereken önlemlerde de sorumluluk taşıyacak.Kentlerin daha sürdürülebilir yönetimi için çalışmalar artacak. Halen iklim değişimi tehditine karşı alınacak önlemlerde şehir yönetimlerinin öne çıkması ve bu alandaki bazı çalışmalara küresel şirketlerin büyük kaynaklar ayırması 21. Yüzyıldaki yeni yönetim anlayışının bazı ipuçları olarak ele alınabilir.İklim değişim,Şehir Devletleri ve Şirketler Demokrasisi kavramlarının 21. Yüzyılın yeni kavramları olarak çok kullanılacağı görülüyor. Kaynak :Michael Bloomberg “Why Municipalities Are the Key to Fighting Climate Change”
Yorumlarınızı Bizimle Paylaşın

Sadece üyelerimiz yorum yapabilir, hemen ücretsiz üye olmak için Tıklayın

(E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır)
Yorumu Gönder
Henüz Yorum Yapılmamış