ÜLKEDE SU BARIŞI DÜNYADA SU BARIŞI 

Genel

SYRIZA: Tehdide iktidar görevi verildi ve beklenen son geldi

Dursun YILDIZ 21 08 2015 Giriş: Syriza’nın Yunanistan’da iktidara geldiği 26 Ocak 2015’den hemen sonra yaptığımız ilk değerlendirmede “Syriza :Tehdite İktidar Görevi Vermek “ başlıklı aşağıdaki yazıyı yazmıştık.Bu yazıda "Syriza iktidarı beklenenden kıs sürebilir" demiştik İktidara geldiğinden sadece 7 ay sonra istifa ederek erken seçim kararı alan Aleksis Çipras bu yazımızdaki değerlendirmeleri doğru çıkardı. Bu yazımızı aşağıda tekrar sunuyoruz; 30 Ocak 2015 Özellikle AB'nin Akdeniz ülkelerinde geleneksel merkez sol partilerin değişen toplumu ve yeni dünyayı okumakta zorlanmaları ve “somut çözümler öneren” yeni karizmatik liderler çıkarmakta güçlük çekmeleri radikal sol grupların hareketlenmesine yol açtı. Bu hareketlenme seçimlerde tepki oylarını da toplayarak ülke siyasetinde etkili konumlar kazanmaya aday görünüyor. Yunanistan'da 12 unsurun oluşturduğu "sol radikal cephe" 2004 yılında başlayan parlamentoda temsil sürecini son seçimde iktidar olarak sonuçlandırdı. Bu 10 yıllık maratonun iktidar ile sonuçlanması AB içinde sol kesimi heyecanlandırıp hareketlendirirken diğer bazı kesimleri ise "Nasıl Oldu?" sorusunun cevabını aramakla başbaşa bıraktı.Diğer taraftan sürece dikkatli bakıldığında çok farklı açılardan incelenmesi gereği de ortaya çıktı. Bu makalede Yunanistan'da başlayarak AB'nin Akdeniz şeridine yayılma eğilimi gösteren "sol radikal siyasi hareketliliğin" nasıl sönümleneceği üzerinde durulmuştur. Süreç; AB istatistikleri Yunanistan'da2009 yılından itibaren işsizlik oranlarının hızla arttığını ve2015 yılında%25'e ulaştığını gösteriyor. Yunanistan15-25 yaş arasındaki her iki kişiden birisinin ve 25-34 yaş arasındaki her üç kişiden birisinin işsiz olduğu bir dönemde yaptı son parlamento seçimini. Doğal olarak son 5 yıldır en alttakiler üzerinde ağırlığı artan bu sosyo-ekonomik tablonun yeni siyasal bir kompozisyonu iktidara taşıması hiç de sürpriz olmamalıydı.Çünkü zaten SYRIZA hareketi başlamış geliyordu. 2012 Haziran seçimlerinde iktidara %3'lük küçük bir oy oranı kadar yaklaşmıştı.SYRIZA"sol radikal cephe" bu kez geleneksel siyasi söylemlere son darbeyi vurdu ve %10 fark atarak iktidarın sahibi oldu. IMF'nin acı reçeteleri ve kemer sıkma politikalarının yarattığı sosyo-ekonomik kriz, 2004'te yola çıkan bir "Sol Radikal Siyasi Oluşum" un önünü açıyor ve PASOK gibi bir siyasi geleneği ise%40'lardan %4,7'ye düşürüyordu. Burada dikkat edilmesi gereken bir husus da Pan Helenik Sosyalist Parti PASOK'un 2009 seçimlerinden sonra hızlı düşüşünün karşısında çıkışa geçen partinin Yunanistan Komünist Partisi değil de SYRIZA oluşudur. 2007 seçimlerinden sonra%8,5-7,5 bandına oturan Yunanistan Komünist Partisi son iki seçimde %4,5 ve %5'e düşmüştür.Bunun nedeni Yunanistan Komünist Partisi’nin köklü bir geçmişi olmasına rağmen, geleneksel çizgisini sorgulayıp değiştirememesidir. Bu durum SYRIZA'ya yaramış ve oy kazanmıştır. Aslında Yunan Komünist Partisibu değişimi gerçekleştirmiş olsaydı da büyük fotoğrafta yeralmamış olması nedeniyle yine iktidar adayı olamayacaktı. SYRIZA "Radikal" Sol Bir siyaset midir? SYRIZA, Avro-komünistler, sol sosyal demokratlar, Anarşistler, Troçkistler, Maocular, çevreciler, feministler gibi geniş bir sol koalisyona dayanan post-Marksist bir oluşumdur. SYRIZA hareketi düşünce ve söylem olarak radikal sol çizgide olduğunu söylese de ne uluslararası sistemle olan ilişkileri, ne toplumun devrimci kesimlerindeki örgütlülük düzeyi ve üretim ilişkilerini değiştirecek eylem pratiği açısından "Marksist-Leninist bir parti "değildir. Zaten bu oluşum isim olarak daMarksist-Leninist veya Sosyalist bir parti ismi yerine "Radikal Sol Koalisyon" ismini tercih etmiştir.Söylemde liberal politikalar karşıtı çok sert eleştiri ve talepler dile getirse de eylemde örgütlenmedeki heterojen ve gevşek yapısı nedeniyle bu kadar sert ol(a)mayacağı daha şimdiden görülmektedir. İlk işaretler, SYRIZA’nın alabildiğine taviz verme yaklaşımını benimseyeceğini ve doğası gereği karşı duruş sergilemesi beklenen sermayeye eklemlenme olasılığını güçlendiriyor. SYRIZA son tahlilde neoliberal politikalardan ya da bir başka deyişle neredeyse hiçbir sınırlamaya tabi tutulmayan kontrolsüz liberal ekonomik politikalardan bunalmış, dış ve iç sömürüye tepkili Yunan halkının coşkulu desteğini alan "Radikal Sosyal ve Toplumsal Muhalefet" partisidir. Syriza kendisini Radikal Sol olarak isimlendirebilir. Ancak sınıf temelinde bir örgütlenmeye ve siyasi çizgiye sahip olan bir " sınıf partisi" değildir. Yunanistan'daki olumsuz sosyo-ekonomik koşulların dönemsel olarak düzelmesi ve toplumsal enerjinin yeniden kazanılması için "radikal söylemli ve temiz" bir siyasi çizgiye ihtiyaç vardı.Bu ihtiyacı Yunanistan Komünist Partisi (KKE)'nin bu haliyle karşılaması mümkün değildi. Aslında kendisini değiştirecek olsa da iktidar üzerine plan yapanların Yunanistan'da köklü bir siyasi geleneği olan Komünist Parti iktidarına sıcak bakmaları mümkün değildi. Yunanistan için uzun bir parti geleneği olan Komünistler yerine "tepki oyları" ile dönemsel işlev görecek gevşek bir "sol radikal koalisyon” ehven-i şer olarak kabul edildi. Zaten Komünist Partisi 2012'den beri "SYRIZA'ya güvenmeyin" demiş ve işbirliğinden uzak durarak bu süreçteki yerini belirlemişti. Son beş yılda 15 genel grev gören ve2008 Aralık ayında bir halk başkaldırısı yaşayan Yunanistan’da siyasetin geleneksel kirli politikalarla yürütülmesi artık mümkün değildi.Yeni ve karşı siyasi söylemleri olan ve güven sağlayan bir siyasi aktör zaten 2012'de kendisini göstermişti. 2012'de beliren SYRIZA İktidarı 2012'de oylarının %27'5'a yükselten SYRIZA ülkedeki sosyo-ekonomik koşullar dikkate alındığında iktidarın kapısını açmıştı.Hatta ikinci parti olarak hükümeti kurma görevi bile almış ancak başarılı olamamıştı.2012 Haziran seçimlerinde 4 katına çıkan oy oranına Mart ayında PASOK'tan kopan Üniter Hareket'in de önemli bir katkısı oldu. Zaten 2014Mayıs’ındakiAvrupa Parlamentosu seçimlerinde SYRIZA %26,5 oyla Yeni Demokrasi Partisi’nin dört puan önüne geçerek "geliyorum" demişti. Artık bir sonraki seçimde SYRIZA’nın hükümet olma olasılığını engelleme girişimleri (varsa?)bırakılmalı ve yerine SYRIZA’yı destekleme ve ehlileştirme hamlelerine geçilmeliydi. Ancak SYRIZA'nın 2012'de ulaştığı%27’lik oy oranı ekonomik ve sosyal krizin derinleşmesine rağmen artmıyordu. Aralık 2014'de yapılan anketler SYRIZA'nın oy oranını hala %27 gösteriyordu. Seçime 15 gün kala yapılan son kamuoyu yoklamalarında SYRIZA %28-30 bandına yerleşmişti.AncakYeni Demokrasi hareketi de%27 civarındaydı. Son anda SYRIZA'ya gelen destekle "sol radikallerin" oyları %36'ya çıkacak ve bu koalisyon hareketi birinci parti olacaktı. Herkes biliyordu ki Yeni Demokrasi kazanırsa işler eskisi gibi gitmeye devam edecek,Avrupa Birliği kriz bataklığında çırpınmayı sürdürecekti.SYRIZA kazanırsa müthiş sarsıntılı bir siyasi dönem açılacak ama çözüm umudu ve arayışı da başlayacaktı. Bu dönemde hem Yunanistan hem de AB(Almanya) için SYRIZA'nın mutlaka iktidar olması ve denenmesi gerekiyordu. Akdeniz'e Doğru Yayılma Eğilimi ve SYRIZA İktidarı Yunanistan’da SYRIZA iktidarı çok endişe verici değildi. Ama özellikle kriz dönemlerinde ortaya çıkan sola kayış ve birleşme ruhu bulaşıcı olup domino taşları gibi birbirlerini izleme olasılıkları vardı. Bu nedenle SYRIZA’nın zaferinin Yunanistan'ın sınırlarını aşan bir sendroma dönüşebileceği de biliniyordu.Ancak yapacak çok şey kalmamıştı.Yunanistan'daki son seçimden önce İspanya'da Podemos ve İtalya'da Beş Yıldız hareketleri başlamıştı bile. SYRIZA, Podemos ve 5 Yıldız seçmenleri yeni siyasi oluşumlara, halktan kopuk eski iktidar sınıfından kurtulmak için teveccüh ediyor.Akdeniz’in prim yapan bu partileri, AB’nin ayrıсa tabii malum kemer sıkma politikalarına tepki oylarını topluyor. Şimdi Podemos'un Mayıs ayında İspanya'daki bölge ve belediye seçimlerinde sıçrama yapması bekleniyor. Önce Yunanistan sonra İspanya ve İtalya da hızla gelişen sol hareketlerin ittifak içinde AB'de daha geniş alanlar yaratma olasılığı Avrupalı elitleri rahatsız ediyor.Avrupa'da özellikle Akdeniz şeridinde merkez sağ ve sol dışındaki radikal siyasal akımların alternatif çıkışlarının daha geniş tabana yayılmasından endişe duyulmaya başlanmıştır.Kurdukları dünya düzeninin temeli olan kontrolsüz liberal ekonomi ve sisteme hareket sağlayan neoliberal siyaset için bir tehdit oluşturuyor bu akımlar. Bu nedenle Yunanistan'daki gelişmenin kontrol altına alınarak domino taşı etkisinin azaltılması neoliberal politikanın baş aktörleri için çok önemlidir.Ancak bu o kadar da zor olmayacaktır Bu nedenle Avrupa sermayesi SYRIZA’nın iktidara gelmesine izin verip hatta destekleyip daha sonrasol çözüm önerilerini yumuşatmayı ya da partiyi çürütmeyi deneyerek başarısız olmasını tercih etmiş durumdadır.Yunanistan’ın mevcut sorunları çözme kapasitesiyle ilgili bilinmeyen herhangi bir nokta yok, bu durumda SYRIZA’nın hangi yeteneklere sahip olduğunun da bir önemi kalmıyor. Çünkü Yunanlılar tarafından çözülmesi beklenen sorunların sebeplerinin pek çoğu Yunanistan halkının tutum ve davranışlarıyla ülkedeki kirli siyaset olsa da çözüm araçlarının kahir çoğunluğu Yunanistan dışındaki aktörlerde. Bu durum hem Yunanistan'dakiçözüm arayışında radikal unsurların bile denendiği ancak başarılı olamadığı şeklindeki psikolojik bir manevra alanı yaratacak hem de "Akdeniz'deki Radikal Sol Rüzgarı"'nın önünü kesecektir. Bir diğer deyişle Avrupa'nın egemenleri SYRIZA’yla,muhalefette solcu olan hükümette ise neoliberal olan İtalyan sol partilerle ve küresel sermaye ise Brezilya sosyalist partisiyle yaptıklarını yapmayı deneyecekler. Çünkü Avrupalı elitler SYRIZA iktidarının talepleri ve her iki tarafın da vereceği ödünler konusunda bilgi sahibidir.Yunanistan'da son 5 yıldır kabaran tehdit iktidara taşınarak hem ülkesel hem de AB ölçeğindeki sönümleme planının ilk aşaması uygulamaya konmuştur. Bundan sonrası karanlık odadaki fotoğrafın zamanla görünür olması ortaya çıkması sürecidir. Bütün bunları Aleksi Çipras bilmiyor mu? Pekala biliyor ama Almanya’nın sofrasında tabiri caizse meze olmayı iktidarın karşı konulamayacak cazibesi yüzünden kabul ediyor. Nasıl olsa mukadder bir başarısızlıkta suçu üzerine atacak birden çok süje bulunabilir. Bunlardan biri SYRIZA’nın koalisyon ortağı sağcı Bağımsız Yunanlar partisi ANEL. Özellikle sert göç politikaları ve dış politika yanlısı bir tutum sergileyen ANEL ile SYRIZA’yı birbirine irtibatlayanbağ Brüksel ile yapılacak borç müzakerelerinde takip edilecek tavizsiz politikalar. Ancak bu bağın şimdiden zayıfladığını görebiliyoruz. Ayrıca süreç içerisinde SYRIZA ittifakını oluşturan gruplar arasında da yürütülecek müzakere stratejilerine ilişkin anlaşmazlıkların çıkması kuvvetle muhtemel. 5 gündür iktidarda olan SYRIZA’nın önümüzdeki süreçte karşı karşıya kalacağı yaşamsal bir çıkmaz bulunuyor. Ya seçim süreci ve öncesindeki yıllarda verdiği vaatlere bağlı kalarak seçmenlerini ve kendi içindeki siyasi grupları memnun edecek ve AB, IMF ve Avrupa Merkez Bankası’nı kızdıracak ya da bunun tersi. Arada optimal bir çözüm alanı bulunuyor mu sorusuna verilecek cevap; sistemde o kadar fazla sayıda kısıt varken, kısıtların esnekliği çok azken amaç fonksiyonuna ulaşmanın oldukça zor olduğu. Tasarruf karşıtı politika vaadiyle gelen SYRIZA, önce borçlarının bir kısmının silinmesini talep etti, daha sonra sert tepkiyle karşılaşınca bunun yerine büyümeye bağlı tahvillerle takas edilmesini önerdi. Bu daha önce sunulan vaatlerden ciddi bir geri adım olarak karşımıza çıkıyor. Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olma riski var. Yatırımcıların ellerindeki tahvil fiyatlarının düşmesi tehlikesi karşısında öfkeye kapıldığını gören SYRIZA borçların silinmesi talebinden vazgeçmek bir yana Yunan ekonomisinde reform yapılması vaadini de içeren öneriler sunmaya başladı. Bu önerilerin AB, Avrupa Merkez Bankası ve Almanya tarafından kabul göreceği de şüpheli. Borçlar silindikten sonra bakiye üzerinden yapılacak müzakereler sonucu elde edilmesi düşünülen yaklaşık 12 milyar Avro’luk bir acil yardım planı da riske girmiş oldu. AB ve IMF borç sürecinden bağımsızlık kazanarak dünyadaki diğer kredi pazarlarına girerek borçlanma maliyetlerini azaltmak isteyen SYRIZA için bu seçeneğin de AB ve IMF desteği olmadan gerçekleştirilebilmesi zor görünüyor. Avrupa Merkez Bankası Yunanistan’a desteğini borçlarına sadakate bağlamış durumda. Satrançta Şah’ın kurtulma şansı rakibin acıma hislerine bırakılmış durumda ve neredeyse imkânsız. Vergi gelirleri de her geçen gün düşen hükümetin azalan vergi gelirlerini artırması gereği seçim öncesi verdiği vaatlerle çelişir bir tablo çiziyor. Elektrik faturalarını düşüreceği, sosyal harcamaları ve transfer ödemelerini artıracağı sözünü veren SYRIZA’nın, hükümetin kararlarında sadece kendilerini seçen Yunan halkına sorumlu olduğuna ilişkin açıklamalarının gerçek hayatta bir karşılığının olmadığı çok açık. SYRIZA’nın iktidara gelmeden önceki en büyük vaatlerinden biri kamu mallarının özelleştirilmesini durdurmaktı. Aralarında Pire ve Selanik limanları ve Kamu Enerji-Dağıtım Şirketi ADMHE’nin de bulunduğu, henüz özelleştirilmeleri tamamlanmamış kamu kurumlarının özelleştirilmesinin iptal edilmesi, daha önce özelleştirilen kurumlarla ilgili anlaşmaların da yeniden gözden geçirilmesi gibi kararlar içinde Çin’in de bulunduğu Yunanistan menkul ve gayrimenkul yatırımcılarını nasıl etkileyeceğini tespit etmek için derin analizlere gerek yok. 11 Şubat’ta AB maliye bakanları ve 12 Şubat’ta devlet başkanları Yunanistan ile ilgili toplanacaklar. Bu toplantılarda Avrupa’ya tabiri yerindeyse ayar verecek ülke Almanya olacak. İspanya, Portekiz, İrlanda, Fransa, İtalya gibi ülkelerin Yunanistan’ın durumuna ilişkin tepkileri farklı olacak. İspanya, Portekiz ve İrlanda’nın, taleplerinde Yunanistan’a destek vermesini beklemek çok zor. İtalya ve Fransa Yunan taleplerine daha sıcak bakabilir, ancak somut bir destek vermesini beklemek gerçek dışı. Almanya’nın desteği, İspanya, Portekiz ve İrlanda’nın sessiz kalmasıyla Avrupa Merkez Bankası daha önceki dönemlerde yaptığı gibi Yunanistan’ı zorlayacaktır. Öte yandan AB’nin ağırlık merkezi olan dayanışma ruhuna darbe vurmak için hazır bekleyen, çoğu zaman bilgi ortamı dâhil tüm çevreyi şekillendiren Rusya’nın, Yunanistan’ın desteklenmemesi halinde bu ülkeyi diğer başka araçlar kullanarak yanına alması riski de bulunuyor. Bu durumda Avrupa maksadına ulaşmak için zamanı bir yardımcı araç olarak kullanmaya devam edecektir. SYRIZA iktidarı sanıldığından daha kısa sürebilir, ancak aynı sol hareketlerin İspanya ve İtalya’da da iktidarı ele almaları bekleniyor muhtemelen, bu da en azından bir yıllık bir süreye tekabül ediyor. Sonra hep birlikte daha uzun yıllar neoliberal sistemi tehdit edemeyecek bir boyuta getirilip demokrasinin bir süsü olarak marjinal halde bırakılacaklardır. Avrupa Parlamentosu Başkanı Martin Schulz’un Atina’da Başbakan Aleksis Çipras’la yapacağı görüşmeden önce, “SYRIZA hükümeti ‘her şeye hayır’ hükümeti olursa Çipras’ın momentumu kısa ömürlü olur” diyerek SYRIZA’nın muhtemel sonunu daha en başta açıkça telaffuz etmiş oldu. Yok eğer Çipras ‘herşeye hayır’ diyemeyecekse o zaman SYRIZA zaten yok demektir. Her iki durumda aynı yere çıkmış oluyor. SYRIZA iktidarı, Avrupa'da merkez sağ ve sol dışındaki tüm siyasal akımların sonunun başlangıcı ve kontrolsüz liberal ekonomik siyasal düzeninin zaferi olabilir. Kuvvetle muhtemel de öyle.
Yorumlarınızı Bizimle Paylaşın

Sadece üyelerimiz yorum yapabilir, hemen ücretsiz üye olmak için Tıklayın

(E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır)
Yorumu Gönder
Henüz Yorum Yapılmamış