"Dünyada herkese yetecek kadar kaynak var, ancak herkesin hırsını karşılamaya yetecek kadar değil."  Mahatma GANDİ

Genel

Seferde Osmanlı Ordusu’nun Su İhtiyacı Nasıl Karşılanırdı?

Dursun Yıldız - Su Politikaları Uzmanı Özdemir Özbay -Hukukçu Osmanlı ordusu, özellikle büyüme döneminde çok hızlı olarak kısa zaman içinde büyük bir asker gücüne ulaşabilme özelliğine sahip bir orduydu. O dönemde düşmanın ordusuna kıyasla güç üstünlüğü sağlayabilmek için savaşa mümkün olduğu kadar çok sayıda asker götürmek düşüncesi ağır basıyordu. Bu nedenle de Osmanlı çok büyük bir insan gücü ile seferlere çıkıyordu. Örneğin; Sultan II. Mehmed, 1473 yılında Uzun Hasan’a karşı giriştiği seferde yaklaşık 100.000 askerlik bir ordu oluşturmuştu. En ihtiyatlı tahminler bile Sultan Süleyman’ın Mohaç Meydan Muharebesi’nde en azından 60.000 askere sahip olduğu şeklindeydi.1528 yılında merkezi hazine bütçesinde sayısı 120.000 ile 150.000 arasında değişen düzenli birliklerin kaydını bulmak mümkündür.[1] Yavuz’un Çaldıran’da zafer kazanan ordusu 120.000 askere sahipti. Özetle, özellikle büyüme döneminde Osmanlı ordusu 100.000- 120.000 kişilik bir düzenli kuvvetle yola revan oluyordu.  Sefer-i Hümayun’ların Lojistiği William Mc Neil, tarihte hareket hâlindeki bir ordunun ikmalinin başlıca iki şekilde yapılabildiğini söyler: “Halkın tahıl stokları ile hayvanlarına el konulması suretiyle yerel besin üreticilerinin yağmalanması” veya gerekli lojistiğin seferden önce örgütlenmesi.[2] Halil İnalcık “bunlardan ikincisinin gerekli besin maddelerinin vergi ve rant sistemi çerçevesinde köylülerden toplanmasına ve tasarlanan yürüyüş güzergâhı üzerindeki belirli noktalara depolanmasına dayalıdır” der. İlkinin ise köylüleri yerinden kaçırttığı ya da bir süre toprağı ekilmez hâle getirdiği için eninde sonunda kendi kendini yıkmaya götürdüğünü; oysa vergi ve rant sisteminin, köylünün üretkenliğini ve ordunun ikmalinin düzenliliğini teminat altına aldığını belirtir.[3] Osmanlı yönetimi, sınırın ötesinde yabancı kâfirlerin elindeki diyarlara yapılacak akınlarda darülharpte yaşayan kişilere zarar vermemek kaydıyla, yağmayı sistematik bir şekilde organize etmeye çalışmıştır. Ancak Osmanlı topraklarında yem ve yiyecek yağması ya da karşılığını ödemeden herhangi bir şeyin alınması ise yasaktı ve bazen idamla cezalandırılıyordu. Bununla birlikte Osmanlı birliklerinin geçtiği koridorların zarar gördüğü, vergi kaynaklarının azaldığı da bir gerçekti. Buna askerin zaman zaman giriştiği yağmacılığın yanı sıra, asıl hükûmetin erzak tedarik yöntemleri yol açıyordu. Bölge halkı bundan kurtulmak için kaçıyordu.[4] 1579’daki İran seferi sırasında, Ankara yolunda “Asker teaddisinden (baskısından) köy kalmayıp reayası perakende olmakla (dört bir yana dağıldığı için)” ordunun geçiş koridorunun değiştirilmesi gerekmişti.[5] Osmanlı’nın üç kıtaya yayılmasını sağlayan seferlerin başarısının sırrı sadece kahramanlık ve gözü peklikte değildir. Bunlar kadar her ayrıntısı ile düşünülmüş, planlanmış ve hayata geçirilmiş olan Osmanlı Lojistik organizasyonu    da çok etkili olmuştur. Osmanlı’nın sefer güzergâhı üzerindeki hazırlıkları Prut Savaşı örneği ile Hakan Yıldız tarafından” Haydi Osmanlı Sefere” adlı eserde detaylı bir şekilde incelenmiştir.[6] Bu eser Sefer-i Hümayun’un lojistiğinin sağlanmasının ne kadar detaylı ele alındığını ve önem taşıdığını ortaya koyması açısından çok güzel bir çalışma olmuştur. Osmanlı’da sefer için önce danışmalar yapılır sonra Divan-ı Hümayun´da alınan kararlar doğrultusunda her alt birime haber verilirdi. Bu alt grupların bir kısmı askerin yiyecek ekmek, bulgur gibi temel ihtiyaçlarıyla bir kısmı ise; silah ve cephaneyle ilgilenirdi. Örneğin seferdeki iklim şartlarına göre, altı ay evvelinden sefer güzergâhı üzerinde kuyular açılıp askerin serinlemesini sağlamak için buzlar doldurulurdu. Sefere son aşamada yapılan görüşmeler doğrultusunda çıkılırdı. Bu hazırlıkların bir yıl bile sürdüğü olmuştur. Sefer öncesi yapılan değerlendirmelerde hükûmet herhangi bir anda sefer açıp açmamayı görüşürken, o yıl ülkede buğday ve arpanın bol mu kıt mı olduğu üzerinde de ciddiyetle dururdu.[7] Osmanlı seferdeki ordusunun erzak[8] ve hayvan yemi[9] ihtiyacı için üç yöntem kullanırdı. Bunlardan ilki “Avarız Hanesi”[10] denilen hane halkı vergi birimlerine “nüzul “ denen dolaysız vergiler salınıyor, yani bir miktar zahire teslim etmeleri isteniyordu.[11] İkinci olarak, önceden belirlenen konaklama mevkilerine erzak getirip hükûmetin saptadığı fiyatlardan satma yükümlülüğü bindiriliyordu (sürsat). Üçüncü olarak hükûmet sabit yerel piyasa fiyatları üzerinden alım yapıyordu (iştira). Bu vergilerin makul hâle düşürülmesi ancak yaygınlaştırılması ile mümkündü Bu kez de buğday ve arpanın toplanıp orduya veya sınır kalelerine nakledilmesinin maliyeti yüksek oluyordu. Osmanlı yönetimi, uzak bölgelerdeki ayni vergiyi nakdi vergiye dönüştürüp[12] bu yolla toplanan parayla ordunun güzergâhına yakın yerel pazarlardan alım yapmak ya da kalelere erzak yığmak suretiyle bu problemin üstesinden gelmeye çalışıyordu.[13] 12 13 Menzilhane Sistemi Büyüme döneminde çok sık sefere çıkılıyordu. Bu seferlerin öncesinde büyük hazırlıklar yapılırdı. Osmanlı’da sefer hazırlıkları, dönemin lojistik kısıtlamalarına bağlı olarak, bir önceki yılın sonbahar aylarında başlardı. Osmanlı Devleti’nin ilk zamanlarındaki ordusu ve ülkesi küçük olduğundan muharebelerin başlamasından önce büyük çaplı yığınak faaliyetleri görülmüyordu. Ancak daha sonraları ülke genişledi ve muharebeye katılacak olan kuvvetler arttı, yol uzadı. Cephe güzergâhı üzerinde yığınak bölgeleri tespit edilmeye başlandı. Ordunun veya orduyu oluşturacak kolların yürüyüş yolları üzerinde su ve yiyecek ikmali için keşif ve hazırlıklar yapılmaya başlandı. Bu keşifler sonucu su bulunan geniş düzlükler üzerinde ve daha çok yerleşim yerleri dışında menzilhanelerin kurulacağı yerler tespit edildi. Daha evvelden kurulan bu menzilhanelerde kadı gözetiminde getirilen hububatın depolanacağı ambarlar vardı. Bu zahire ambarlarında hem askerlerin yiyecekleri hem de hayvanların yem ihtiyaçları depolanırdı. Bu ambarlarda depolanması mümkün olmayan sebze ve meyveler yol üzerinde temin edilirdi. Bu erzak orduya gerekli olmadığı takdirde satılır ya da acil durumlarda halka dağıtılırdı. Bu menzilhanelerden bir tanesi Kanuni Sultan Süleyman’ın Rodos Seferi sırasında annesi Ayşe Hafsa Sultan (Valide Sultan) adına Marmaris’te yaptırdığı menzilhanedir. Osmanlı sınırlarının ötesinde savaşacak orduların iaşesi İran seferleri için Van ve Erzurum, Macaristan seferleri için Belgrat gibi stratejik konuma sahip sınır kalelerindeki depolardan sağlanırdı. Darlık dönemlerinde hükûmet imaretlerin, kalelerin ve menzilhanelerin ambarlarındaki hububata el koyabilirdi. Sefer eğer Anadolu tarafında ise Üsküdar veya Gebze; Rumeli tarafında ise Davutpaşa civarında padişahın otağı kurulur ve ordu birliklerinin toplanması sağlanırdı. Kayıtlara göre o dönemde ordu Edirne’den Estergon’a yürüyüş ve dinlenme dâhil 119 günde varıyordu. Üsküdar’dan Bağdat’a giderken geçen zaman ise 197 gündü.[14] Yani Küçük Asya’nın tümünün geçilmesini gerektiren doğudaki operasyonlar ordunun zamanının %61’ini yolda geçirmesini gerektirirken, bu oran Avrupa harekât alanı için %44’tü. Doğuya doğru düzenlenen seferlerde ordu üst üste iki sezon sahada kalıyordu. 1638-39’da Bağdat Seferi bu durumu teyit etmektedir. Cepheye yürüyüş 197 güne yayılmış bunun 121 günü yürüyüşte 76 günü dinlenmede geçmişti.[15] Bütün kusurlarına karşın Osmanlı lojistik sistemi iyi işliyordu. Araştırmacı Finkel, 150.000 kişilik bir Osmanlı ordusuna, Rumeli ve Macaristan içinde ilerleyişi sırasında, temel yiyecek maddelerinin adil ve dengeli biçimde[16] ulaştırılabildiğini tespit etmiştir.[17] Osmanlı ordusunun Rumeli’ye yaptığı seferlerde lojistik imkânlar daha kolay sağlanıyordu. Ancak özellikle Doğu’ya yapılan seferler sırasında düşman Osmanlı ordusunun geçeceği koridorları önceden yakıp yıkmışsa lojistik konusunda sorun yaşanıyor ve stratejik sefer planlarında değişiklik yapılıyordu. Bu güzergâhta su temini de daha fazla sorun oluyordu. Ordunun bu uzun yürüyüşlerde hareketini en çok kısıtlayan faktörlerden biri, seçilen duraklama yerlerinin yakınlarında insan ve hayvanlar için temiz içme suyunun bulunabilmesiydi. Sefer-i Hümayun’da Su İkmali Osmanlı ordusu sefere çıktığında önce ayrı ayrı kollardan gelse bile, bir noktadan sonra çok büyük bir insan topluluğuna erişiyor ve sonunda muharebe öncesinde ordugâhın kurulacağı bölgede toplanıyordu. Osmanlı yönetimi ordunun moral ve fiziki açılardan sağlıklı bir şekilde ilerlemesinin en temel koşulunun levazım ve ikmal hizmetlerinin düzenli bir şekilde verilmesi olduğunu çok iyi biliyordu. Bu nedenle sefere çıkmadan çok önce, ordunun kollarının geçeceği ve ordugâhın kurulacağı bölgede yiyecek ve su ikmalinin düzenli bir şekilde yapılması için çeşitli hazırlıklar yapılırdı. Örneğin barış zamanında (gelişme döneminde  barış zamanı çok uzun olmamıştır) harekât istikametleri üzerindeki menzilhanelerin erzak depoları ile hayvanlar için yem depoları dolu tutulurdu. Ayrıca su ikmali için de önlemler alınırdı. Ordunun esas kuvvetleriyle yürüyüş düşmanla temas sağlanıncaya kadar mümkün olan en hızlı şekilde yapılırdı. Yabancı kaynaklarda Osmanlı ordusunun yürüyüş ve kamp düzenleri konusunda aşağıdaki değerlendirmeler yer almıştır. “Yürüyüş genellikle sabahın erken saatlerinden öğleye kadar devam eder, öğle zamanı ordugâh kurulurdu. Kampın ortasında padişah ve yönetici sınıfın önemli üyelerinin çadırları bulunur, bunları çevreleyen yeniçeri ve diğer saray birlikleri merkez kuvvetini oluşturdu. Bundan sonra vilayet tımar kuvvetleri ve diğer kuvvetler kamp kurardı. Sert bir disiplin uygulanır, sürekli yıkanma ve tıraş olma ile temiz kalmaları sağlanırdı. Bu o zamanın çağdaş ordularının durumuyla tam çelişkili bir durumdu.”[18] Askerlere günde iki kez yemek pişirilirdi. Yemeklerin ana maddesi ise koyun etiydi. Bir yıl süren bir seferde 100 bin civarında koyuna ihtiyaç duyulurdu. Bunun yanında bulgur ve pirinç pilavı da bolca tüketilirdi. Ordunun ekmek ihtiyacı ise çoğu zaman daha dayanıklı olduğundan peksimet tercih edilerek karşılanırdı.[19] Pişirilip ambarlarda depolanan peksimetler en fazla bir sene saklanır daha sonra yenilenirdi. Yine sefer esnasında yol üzerindeki yerleşim yerlerine gönderilen emirlerle peksimet pişirtilir ve orduya getirilirdi.[20] Ordunun su ihtiyacı ise deri kırbalarla at üzerinde sakaların himayesinde taşınarak sağlanırdı. Barut, gülle, keçe, neft, demir, kumaş, çadır gibi malzemeler ise sefer öncesinde hazırlanırdı. Ordu ağırlıklarını taşımak için de at, katır ve deve kullanılırdı. Arazide iki veya üç ay yetecek gıdanın taşınması için 30.000 den az olmayan belki de 50.000’e ulaşan sayıda deveyle sağlanan nakliye hizmetlerinin, sadece arpa tayınının nakliyesi için gerekli olduğu ortaya çıkmaktadır. Ordunun dışarı yönündeki güzergâhında yürüyüş yolu üzerindeki her yığınak deposunda büyük miktarda tahıl önceden stoklanmaktaydı. Fakat seferin son safhalarında, uzun süreler devletin tahıl depolarından yararlanılamayacak kadar uzakta geçirilmekteydi.[21] 1660 yılında yazan Hezarfan Hüseyin Efendi, sultanın seferde kullanımı için en az 11.500 deve temin edilmesi gerektiğini yazıyordu ki bunların dağılımı şu şekilde gösterilmişti;[22]
  • 4 000 deve ordu cephaneliğinin nakliyesi için,
  • 5 000 deve sultanın kileri (muhtemelen tahıl ihtiyacı dâhil) ve hazine için,
  • 500 deve sultanın çadırları için,
  • 2 000 deve de Yeniçeri’lerin yiyecek ve ekipmanlarının nakliyesi için.
Literatürlerde 16 yüzyılda öküz arabasına dayanarak yapılan hesaplamalarda, 90.000 asker ve 40.000 ata sahip bir ordunun 30 günlük iaşesinin karşılanması için 11.000 araba yükü yiyecek ve yem gerektiği ortaya çıkmıştır.[23] 1543 yılında Belgrad’da toplanan Osmanlı kuvvetlerinin 104.000 kişi olduğu tahmin edilmektedir.[24] Bu değerler Osmanlı ordusunun yiyecek, yem ve içecek su ihtiyacının büyüklüğünü de  ortaya koyuyor.Ordu düşmanla karşılaşmadan önce genellikle iyi bir pozisyon almak için kurak ve iaşe alanından uzak bölgelerde manevra yapardı. Ordunun büyüklüğü ve bu koşullar birlikte ele alındığında ikmal desteğinin ne kadar önemli olduğu ortaya çıkar. Ordu Pazarı - Hamam Çadırları Sefer yapılacağı zaman her vilayette değişik meslek gruplarından insanlar orducu esnaf olarak yazılırlardı. Bu esnaf grubu günlük yaşantıdaki ticari faaliyetlerini ordunun dinlendiği yerlerde kurulan pazarlarda da gerçekleştirirlerdi. Bu pazarlarda askerlerin her türlü ihtiyaçlarını karşılayacak çadırlar kuruluydu. Ayakkabıcı, bakkal ve berber çadırları bunlardandı. Böylece sahrada bulunan askerlerin ihtiyaçları örgütlü bir şekilde temin edilmiş olunuyordu. Ordu büyük bir disiplinle hareket ederdi. Akşam olduğunda çadırlar kurularak dinlenilirdi. Askerin salgın hastalıklara yakalanmaması çok önemliydi bu yüzden askerler temizliklerine de dikkat etmeliydi. Bu nevi ihtiyaçlarını kurulan hela ve hamam çadırlarında karşılayabilirlerdi. Mescid çadırı, hasta çadırı, mutfak çadırı ise diğer zaruri ihtiyaçları karşılıyordu.[25]   Çaldıran Savaşı İçin Uzun Yürüyüş. (Edirne’den Van’a Kadar) Yavuz Sultan Selim’in Çaldıran’da zaferle biten yolculuğu kelimenin tam anlamıyla Edirne’den Van’a kadar sürmüştü.  14 15   Ordu’nun Çaldıran Seferi Güzergâhı Osmanlı ordusu, 19 Mart 1514 Pazartesi günü Edirne’den İs­tanbul’a doğru yürüyüşe geçirildi. Yürüyüşün onuncu günü 29 Martta İstanbul’a varıldı.21 Nisan günü katılan birliklerle Üsküdar’dan Bursa istikametine yürüyüşe geçildi. Yenişehir ovasında yığınağını tamamlayan ordu, yürüyüşe devam etti. 3 gün sonra Seyitgazi’ye gelindi ve burada 3 gün daha sonra birkaç gün de Kayseri’de dinlenildi. Yol boyunca gruplar hâlinde kuvvetler orduya katıldı. Sivas’a kadar gelindi ve ordu sayıldı. 140.000 kişi olduğu anlaşıl­dı. (Hayreddin Efendi tarihinde 180.000 kadar diye yazılmış.) Ağırlık ve nakliye kolları ise 5 000 araba, 6 000 deve, orduyu arka­sından izliyordu. İkmal işlerine yardım, ordunun gerisinin emniye­tini sağlama maksadıyla, ordu içinden yaşları pek genç olanlarla çok yaşlı olanlardan 40.000 kişi ayrılmış, Kayseri, Tokat bölgesin­de bırakılmıştı. Erzincan yakınlarında Yassıçimen’de Ordugâh kuruldu. Erzin­can’dan sonra Erzurum-Eleşkirt üzerinde yürüyüşe geçildi. Nihayet Osmanlı ordusu 22 Ağustos 1514 günü Çaldı­ran Ovası’na vardı. Çaldı­ran Savaşı’nda Osmanlı ordusunun sayısı 120.000 kadardı. Bu­nun, 80.000 kadarı süvari idi. Savaş kazanıldı. İki günlük bir dinlenmeden sonra Osmanlı ordusu tekrar yola çıktı. Çaldıran Ovası’ndan İran’ın Tebriz şehrine doğru yürüyüşe geçti ve Huy-Bağdat-Ogal-Hacıbelli-Yediçeşme-Sultaniye yoluyla yürüyerek 6 Eylül 1514 günü tam 5 günde Tebriz önlerine geldi.[26]   Sina Çölü’nde 13 Gün Yine Yavuz Sultan Selim 1516’daki Mercidabık Savaşı’nda 70.000 kişilik bir ordu ile savaşmıştı. Daha sonra Yavuz 15 Aralık 1516’da Şam’dan tekrar yola çıktı. İleri harekâta devamla ağırlıklarıyla beraber 9 Ocakta Sina Çölü’ne girdi. Çölü geçip Salihiye’ye geldi. Sina Çölü’nü geçerken yağmur yağınca, ordu ve hayvanlar su sıkıntısı çekmedi. Sultan Selim Han’ın Ridaniye’ye giderken, ordunun ağırlıklarıyla bir günde elli kilometre yürümesi, harp târihinde bir rekor olarak kabul edilir. Yavuz Sultan Selim, ordusuyla birlikte Sina Çölü'nü 13 günde geçti. Osmanlı ordusu 21 Ocakta Kâhire’ye çok yakın Bîrket-üt-Hac mevkisinde konakladı. Yavuz Sultan Selîm Han, Mısır’a hareketinden önce Tin ve Sina çöllerini aşabilmek için birtakım hazırlıklar yapmıştı. Orduya lazım olan suyu nakledebilmek için, iki bin deve satın almış ve su koymak için kırba vs. gibi lüzumlu malzemeyi temin etmişti. 16 Osmanlı Ordusunun Saka Ocağı Özetlemek gerekirse Osmanlı Ordusu sefere çıkarken aylar öncesinden bir hazırlık başlardı.Orduya su temini de bu hazırlıklar içindeki en önemli konulardan birisi olurdu. Osmanlı ordusunın seferdeki su hizmetleri için bir hizmet grubu vardı.Buna Saka Ocağı denirdi.Osmanlı ordusunda seferdeki su hizmetlerini ordunun yardımcı hizmet grubundaki Saka Ocağı yerine getirirdi. Sakalar yeniçeri çorbacılarından "saka başı" adında bir kişinin gözetiminde bulundurulan kapıkulu ocaklarının en aşağı sınıfı sayılırdı. Sakaların "saka başı"ndan başka subayları yoktu. Kapıkulu ocaklarını oluşturan ortalardan her birine erlerin her çeşit gereksinmeleri için gerekli suyu sağlamak üzere birkaç saka eri görevlendirilirdi.     Kaynaklar: wed   [1] Gabor Agoston (2012) “Osmanlı’da Strateji ve Askerî Güç” Timaş Yayınları, İstanbul, s. 140-141. [2] Mc Neil 1982 The pursuit of power, technology, armed force and society since A.D.1000 Chicago. [3] Halil İnalcık 2000 Osmanlı İmparatorluğu’nun Ekonomik ve Sosyal Tarihi Cilt 1 1300-1600 Eren Yayıncılık, İstanbul, s. 138. [4] Güçer, L.1964 XVI-XVII. Asırlarda Osmanlı İmparatorluğu’nda Hububat Meselesi, İstanbul s.145 ve Finkel (1987) The Administration of Warfare: The Ottoman Military Campains in Hungary 1593-1606, Viyana, s. 130-44. [5] Güçer, L.1964 XVI-XVII. Asırlarda Osmanlı İmparatorluğu’nda Hububat Meselesi, İstanbul, s. 145. [6] Hakan Yıldız 2006 Haydi Osmanlı Sefere. İş Bankası Kültür Yayınları, 2006, İstanbul. [7] Güçer, L.1964 XVI-XVII. Asırlarda Osmanlı İmparatorluğu’nda Hububat Meselesi, İstanbul, s. 143. [8] Buğday ve un. [9] Arpa. [10] Bir avarız hanesi olağanüstü durumlarda vergi tahsili için hanelerden oluşturulan mali bir birim. Bu birim 3 ile 30 hane arasında değişmekteydi. (Barkan 1994). [11] 1579’da yirmi hanelik her avarız hane birimi 25, 64 kg tahıl vermeye mecbur tutulmuştu [12] 1594’te Rodoscuk nahiyesinde nüzul hane halkı birimi başına 2,5 kile (yaklaşık 64 kg) tahıl ya da bunun yerine 300 akçe nakit olarak saptanmıştı. [13] Halil İnalcık, 2000, Osmanlı İmparatorluğu’nun Ekonomik ve Sosyal Tarihi, Cilt 1, 1300-1600 Eren Yayıncılık, İstanbul, s. 141. [14] Rhoads Murphey Osmanlı’da Ordu ve Savaş 1500-1700 Çev., M. Tanju Akad. Homer Kitabevi, 2007, s. 45. [15] age., s. 90. [16] Osmanlı askerine ekmeğin, Avrupalı hasmından daha ucuza geldiğini belirtmiştir. [17] Finkel (1987) The Administration of Warfare: The Ottoman Military Campains in Hungary 1593-1606, Viyana, s. 154. [18] Shaw, Stanford; Osmanlı İmparatorluğu ve Modern Türkiye; E Yayınları. İstanbul, 1982, s. 188. [19] Erhan Afyoncu, Sorularla Osmanlı İmparatorluğu. [20] Kübra Tolak / Tarih Dosyası / Dünya Bülteni “Osmanlı Askerinin Sefer Serüveni”. [21] Rhoads Murphey 1500-1700 Osmanlı’da Ordu ve Savaş. Homer Kitabevi, 2007, s. 95. [22] age., s. 96. [23] Rhoads Murphey 1500-1700 Osmanlı’da Ordu ve Savaş. Homer Kitabevi, 2007, s. 124. [24] Nusretname, Cilt 1, Kısım 3, s. 29. [25] Kübra Tolak / Tarih Dosyası / Dünya Bülteni “Osmanlı Askerinin Sefer Serüveni”. [26] Çaldıran Meydan Muharebesi ve Zaferi http://www.totalwar-turkiye.com/twforum/index.php?topic=83286.0 9 Nisan 2012.
Yorumlarınızı Bizimle Paylaşın

Sadece üyelerimiz yorum yapabilir, hemen ücretsiz üye olmak için Tıklayın

(E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır)
Yorumu Gönder
Henüz Yorum Yapılmamış

Ziyaretçi İstatistikleri

Aktif ziyaretçi sayısı: 8 Bugünkü ziyaretçi sayısı: 341 Toplam tekil ziyaretçi sayısı: 155117