"Dünyada herkese yetecek kadar kaynak var, ancak herkesin hırsını karşılamaya yetecek kadar değil."  Mahatma GANDİ

Genel

Bizans'ın suyu nereden gelirdi ?

Dursun YILDIZ Özdemir ÖZBAY İstanbul Su Sistemi, Yrd. Doç. Dr. Gülfettin Çelik'in hazırladığı “Vakıf Su Tahlilleri Su Hukuku ve Teşkilatı” adlı çok kapsamlı bir çalışmada incelenmiştir. İstanbul Su Külliyatı’nın XIV. cildi olan ve çok titiz bir araştırmayla hazırlanan bu çok değerli kitap, elinizdeki kitap gibi daha birçok esere kaynaklık yapacak özelliktedir. Osmanlı İmparatorluğu’nda suyun en fazla kullanıldığı ve bazen su sıkıntısının çekildiği şehirlerin başında şüphesiz İstanbul gelirdi. Bu nedenle İstanbul’a son derece özen gösterilmiş, özel komisyonlar kurulmuş, detaylı krokileri ve haritaları çizilmiş ve hatta İstanbul Terkos İdaresi’ndeki su yollarında meydana gelebilecek herhangi bir tahribat veya zarardan anında haber alınabilmesi için mezkûr su yolları boyunca İstanbul Su Şirketi tarafından telefon hattı tesis edilmiştir(1). Bütün bunlara rağmen özellikle Osmanlı’nın son dönemlerinde İstanbul’un su ihtiyacını gidermede güçlük çekilmiş ve bazı mahallelerde halk susuzluktan mustarip olmuştur(2). Bu nedenle İstanbul’daki su hizmetleri Osmanlı’nın su konusundaki uygulamaları ve aldığı önlemler için çok iyi bir örnektir. Ancak İstanbul’un su yönetimini sağlıklı olarak incelemek için tarihsel bir bakışa ihtiyaç vardır. Bundan dolayı da özet olarak İstanbul’un su hizmetleri tarihi ile başlangıç yapmayı uygun gördük. İstanbul’un Kuruluşu ve Roma MÖ 680 yılında Yunanistan’dan gelen Megaralılar Marmara Denizi'ni geçerek bugünkü Kadıköy’de, MÖ 660’larda ise komutanları Bizans önderliğinde yola çıkan Megaralıların diğer bir kolu bugünkü Sarayburnu'nun olduğu yerde yerleştiler.(3). İşte bu küçük yerleşimler İstanbul’un çekirdeğini oluşturdu. MÖ 202’de Makedonyalıların tehdidinden korkan bu yerleşimler Roma’dan yardım istedi. Daha sonra MÖ 146’da bu küçük yerleşimlerin oluşturduğu Bizantion kenti Roma’nın egemenliğine girdi. 73 yılında ise Roma'nın Bithynia-Pontus eyaletine bağlandı. Kentteki sur inşaatlarına, hipodroma, yeni binaların yapımına ve sokakların düzenlenmesine MS 200’lü yıllarda başlandığı bilinmektedir. MS 330 yılında Doğu Roma İmparatorluğu’nun başkenti olan İstanbul bu yeni konumu ile dünya kültürü ve siyasetinin önemli bir merkezi hâline geldi. I. Constantinus (324-337), Romalı soyluları Bizantion'a çağırarak kentin Romalı nüfusunu artırdı. Yeniden bir imar hamlesi başlatıldı. Limanlar ve su tesisleri yeniden düzenlendi. Kent içi su dağıtım sistemlerinin temelleri atıldı. Savunma için yeni bir sur yaptırıldı. Hipodrom(4) inşaatı tamamlandı. Önceleri Nea (Yeni) Roma adı ile anılan kentin adı 330 tarihinde Konstantinopolis olarak ilan edildi(5). Önce Aya İrini, ardından 360 yılında da Ayasofya kiliselerini yaptıran I. Constantinus, kenti Hristiyan dünyası için önemli bir merkez hâline getirdi. Bizans Döneminde İstanbul Bizans İmparatorluğu 395 yılında ikiye ayrıldı. Adriyatik’in batısındaki Batı Roma'nın 476'da yıkılmasından sonra Doğu Roma İmparatorluğu, Bizans İmparatorluğu'na dönüşmüş ve İstanbul da, bu yeni imparatorluğun başkenti hâline gelmişti. 6. yüzyılın ortaları(6), Bizans İmparatorluğu ve İstanbul için yeni bir yükseliş döneminin başlangıcıydı. Ancak 543’te kentte görülen veba salgını nüfusun yarısının ölümüne sebep olacaktı. 7, 8 ve 9. yüzyıllar İstanbul için kuşatılma yılları oldu. 1204’te kent, Haçlılar tarafından ele geçirildi ve yağmalandı. Bu işgal ve yağma sonrasında Orta Çağ’ın en büyük kenti 40-50.000 nüfuslu, yoksul ve harabe bir kente dönüştü. Buondelmonte, Latin işgali sonrasında İstanbul şehrinin perişan hâlini hatıratında anlatıyor. Planda da pek bina görünmüyor. Birçok eski eserin, Ayasofya dâhil kiliselerin harap hâlde olduğunu anlatıyor. Birçok binanın da metruk hâlde viraneleşmiş olduğunu belirtiyor. Bu bilgiler, 1432'de şehri ziyaret eden Bruquiere ve 1437'de gelen Venedik’li Tafur tarafından da teyit ediliyor. Onlar da benzer şeyleri söylüyorlar. Bununla beraber Galata cihetinde, Ceneviz kolonisinin bir yüzyıl önceki konumuna göre daha geniş bir alana yayılmış olduğu anlaşılıyor. 3 Papaz Buondelmonte'nin 1410-1415 arasında olduğu tahmin edilen ziyareti sırasında yapmış olduğu İstanbul planı. Bu dönemden sonra İstanbul sürekli küçülmeye ve fakirleşmeye başladı. Şehrin soylu ve zenginleri İznik'e göç etti. Latin İmparatorluğu sadece İstanbul ve yöresinde egemenlik kurabildi. 1261 yılında Palailogos Hanedanı, İstanbul'u tekrar ele geçirdi ve böylece İstanbul'daki Latin dönemi sona erdi. Doğu Roma, Bizans(7) olarak 1453 yılına kadar yaşadı. Doğu Roma’nın Başkentine Su Nereden Gelirdi? Roma ve Bizans döneminde İstanbul'un su ihtiyacı, Hadrianus döneminde (117-138), Istıranca Dağları’ndan; Konstantinus döneminde (324-337) yine Istırancalardan; Valens döneminde (364-378) Belgrad Ormanları’ndan ve Theodosius döneminde (379-395) yine Belgrad Ormanları'ndaki dört ana su kaynağından karşılanıyordu (8). Strzygowski ve Forchheimer, İstanbul’un Bizans dönemi su yapılarını anlattıkları Die Byzantinischen Wasserbehalter von Konstantinopel (1893) isimli kitapta, Belgrad Ormanları’ndaki bendlerde toplanan suların, boru hatları ile alınarak Haliç’e akan iki derenin bulunduğu vadiler üzerinden su kemerleri yoluyla taşınarak Eğrikapı’ya kadar getirildiğini, yazarlar. Su buradan da kente dağıtılmak üzere üç ayrı semtteki (Atpazarı, Yenibahçe, Ayasofya) havuzlara ve taksimlere ulaşırdı. Burada İstanbul kentinin tarihsel nüfusu ile bağlantılı bir su temini analizi için parantez açmak gerektiğini düşünüyoruz. Birçok makalede Fetih sırasında İstanbul’un nüfusunun 50 000 civarında olduğu ve su sıkıntısı çekildiği yer almaktadır. Bu nedenle de Fatih’in eski su yollarını onarttığı ve yeni su yolları yaptırdığı bilinmektedir. Ancak Fatih’in bu kararı İstanbul’un o dönemki acil su ihtiyacından daha çok İstanbul’un nüfusunun ve su talebinin artacağına yönelik bir öngörüden kaynaklanmıştır. Diğer bir husus ise İstanbul’un fetihten önceki nüfuslarının ortaya koyduğu su talebi tablosudur. İstanbul’un fetih öncesindeki nüfus tahminlerini ve kentin tarihçesini veren yayınlar incelendiğinde; özellikle 6. yüzyılın ortalarında Doğu Roma İmparatorluğu’nun yükseliş döneminde kentin nüfusunun yaklaşık 500 000 olarak tahmin edildiği görülmektedir. Daha sonra veba salgını, kuşatma altında geçen 7. 8. 9’uncu yüzyıllar ve 1204’teki Latin işgal ve yağması kentin nüfusunun hızla azaldığı bir dönem olmuştur. Ancak bazı tahminlerde yine onuncu yüzyılın ortalarından on ikinci yüzyılın başlarına kadar 400.000'i aşan nüfusu ile İstanbul’un yine dünyanın en büyük şehri olduğu yer almaktadır. Bu dönemlerde İstanbul’da 400.000- 500.000 kişinin yaşadığı tahmini doğru ise bu nüfusun nerede barındığının ve su ihtiyacının nereden ve nasıl temin edildiğinin de açıklanması gerekir. Bu nüfusun abartılı olduğu ve yarısının yaşadığı kabul edilse bile bize o dönemde İstanbul’daki gelişmiş su altyapısının nedenini göstermektedir. Aslında İstanbul’un 330 yılında Doğu Roma’nın başkenti olarak ilan edilmesi ve Roma’lıların kente çağrılması, Kiliselerden su yollarına ve hipodroma kadar büyük bir imar hamlesinin başlatılması, bu dönemde nüfusun arttığını düşünmemiz için yeterlidir. Bunun yanı sıra, o dönemde tamamlanan hipodromun 100.000 kişilik oluşu da bu düşünceyi desteklemektedir. Ayrıca Doğu Roma döneminde İstanbul, Hristiyanlığın merkezi hâline geldikçe Hristiyan nüfus için bir çekim merkezi olmuştur. Bu da kentin nüfusunun artışında etkili olmuş olabilir. Burada sözü Prof. Dr İlhan AVCI’ya bırakalım. Prof Dr. İlhan AVCI bir makalesinde(9 ); “İstanbul’da başlangıçta ihtiyaç duyulan suyun, genellikle yerleşim alanı içinde açılan kuyulardan ve yüzeysel yağmur sularının toplandığı sarnıçlardan sağlanmış olduğunu görüyoruz. Daha sonra, milattan sonraki ilk yıllardan itibaren şehrin batıya doğru genişleyerek büyümesi ve nihayet 330 yılında Roma İmparatorluğu’nun başşehri olmasıyla gelişen şehre ve artan nüfusa tarihî yarımada sınırları içindeki sınırlı su kaynakları yetmez olmuş ve değişik Roma Hükümdarları döneminde yerleşim alanının dışından su transferlerini sağlayan isale tesisleri inşa edilmiştir.” demektedir. Roma ve Bizans’ın Su Altyapısı Bu açıklama da dâhil olmak üzere yukarıdaki değerlendirmelerimizin tümü o dönemde İstanbul’da büyük bir nüfusa su temin edildiğini ve bunun için bir su temini altyapısının bulunduğunu düşündürtmektedir. Aslında Roma İmparatorluğu su sistemleri konusunda oldukça ileriydi. MS 3. ve 4. yüzyıllarda Roma kentine su getiren ve toplam uzunluğu 500 km’yi bulan on bir su yolu inşa etmişti. Roma döneminin uzun mesafe su iletim sistemlerinden büyük bir bölümü İtalya dışında, bazıları Akdeniz ülkelerinde, bazıları da orta Avrupa ülkelerinde görülür. Bu su yollarının en uzunu 130 km ile Kartaca su yollarıdır (10). Roma’nın bu su iletim sistemlerinden bazıları da İstanbul’dadır. Araştırmacılardan M. Sabri Doğan ve İlhami Yurdakul, Osmanlı ve İstanbul Suyu ile ilgili eserlerinde Roma ve Bizans İmparatorluğu devrinde İstanbul’un büyük ve düzenli bir su şebekesine sahip olduğunu belirtmektedir(11). Tüm bu nedenlerle 500 000 kişi olmasa da Fetih’ten çok önceleri İstanbul’da yaklaşık 100 000-120 000 civarındaki bir nüfusa su temin edildiği söylenebilir. Bizans döneminde 7. ve 8. yüzyıllarda, şehir surları dışındaki Romalılardan kalma su tesisleri doğal afetler ve saldırılar sonucu ağır hasarlar görmüş ve kullanılamaz hâle gelmiştir. Özellikle 4. ve 5. yüzyıllarda yapımına ağırlık verilen kapalı ve açık sarnıçlar, Bizans döneminde şehrin dış su kaynaklarına bağımlılığını azaltmak için inşa edilen su yapıları olmuştur. Nitekim 1204'teki Latin istilasında, şehre dışarıdan su sağlayan isale hatları tamamen kullanılamaz hâle gelmiştir(12). Bu da daha önce yapılan açık ve kapalı sarnıçların ne denli gerekli olduğunu ortaya koymuştur. İstanbul’da 1 milyon m3lük Su Deposu Bizans döneminde 70’den fazla üstü kapalı sarnıç(13 ) yapılmıştır. Üstü kapalı sarnıçların kapasiteleri toplam 200.000 m3tür. Bu dönemde üstü kapalı sarnıçlara ilaveten üstü açık sarnıçlar da yapılmıştır. Aetio (Vefa Stadı), Aspor (Çukurbostan) ve Hagios Makios sarnıçları bilinen en büyük üstü açık sarnıçlardır. Üstü açık sarnıçların yıllık su verimleri toplamı ise 800.000 m3tür(14). İstanbul’da o dönemde üstü açık ve kapalı olarak bilinen tüm sarnıçlarda yaklaşık 1 milyon m3 su depolanabildiği görülmektedir. Bu da kişi başına günde 25 litre su tüketimi(15) alındığında 200.000 kişilik bir nüfusun 200 günlük su ihtiyacını karşılamaya yetmektedir. Hasara uğramış olsa da kentte büyük bir nüfusa hizmet etmiş bir su altyapısının bulunması Osmanlı’nın işini oldukça kolaylaştırmıştır. Bu altyapı Fetih’ten hemen 25 yıl sonra 5 katına, 50 yıl sonra da 7-8 katına çıkan İstanbul nüfusuna su temininde yararlı olmuştur. Tarihsel olarak günümüzde de İstanbul’un önemi bu kente acil su teminini, suyun temini de İstanbul’un önemini arttırmıştır. Bu nedenle İstanbul’u yönetenler her zaman bu kente su temini için çok fazla çaba sarfetmiştir. Ancak Prof Avcı’ya göre “Hemen her dönemde gösterilen bütün çabalara rağmen, Romalılardan günümüze kadar İstanbul’daki su sorunu bir türlü çözülememiş ve 2000’li yıllara gelindiğinde de bu sorunun uzun vadeli çözümü için, “Bulgaristan sınırından başlayıp Bolu sınırına kadar uzanan bir alanda kullanılabilir ne kadar su kaynakları varsa, bunların hemen hepsinin toparlanıp İstanbul’a getirilmesi” gibi radikal bir yaklaşım ve uygulama içine girilmiştir.” Bu nedenle de İstanbul’un tarihsel gelişim süreci boyunca su konusu hep gündemde kalmış ve hatta kentin gelişmesinde en etkili unsurlardan biri olmuştur. 1 Kaynakça YILDIZ D. Özbay.Ö .2012 Osmanlı'dan Bugüne Su Politikaları ve Hukuku" Truva Yayınları İstanbul. (1)MV. 6, 146, 8 Zilkade 1328 (11.11.1910). (2)Prof. M. Mehdi İlhan “Osmanlı Su Yollarının Sevk ve İdaresi” s. 60 http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/18.940.11700.pdf. (3)İstanbul’un Tarihçesi http://istanbuluntarihi.com/ Erişim 12 Nisan 2012. (4)100 bin kişilik hipodromun genişliği 117, uzunluğu ise 480 metreydi. (5)İstanbul’un Tarihçesi http://istanbuluntarihi.com/ Erişim 12 Nisan 2012. (6)İmparator I. Jüstinyen dönemi. (7)Bizans terimi, Doğu Roma’nın ortadan kalktığı tarihten çok sonra iki Roma arasındaki farklılığı belirtmek için kullanılmış ve başlangıçta küçük bir yerleşim yeri olan Byzantion’un adıyla anılmıştır. Kaynak: İlhan AVCI 2001. (8)Kâzım Çeçen, İstanbul'un Osmanlı Dönemi Su Yolları, (haz.) Celal Koray, İstanbul: İSKİ, 1999, s. 21-23. (9) İlhan AVCI 2001 “İstanbul’un Tarihsel Gelişim Sürecinde Öne Çıkan Bir Öge: Su” Türkiye Mühendislik Haberleri Dergisi. Sayı: 413 TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Ankara. (10)M. Sabri Doğan 2004 İslam Su Medeniyeti ve Konya Suları. Nüve Kültür Merkezi. Konya, s. 4. (11)İlhami Yurdakul 2010 Aziz Şehre Lezizi Su Dersaadet (İstanbul) Su Şirketi (1873-1933) KİTABEVİ İstanbul., M. Sabri Doğan 2004 İslam Su Medeniyeti ve Konya Suları. Nüve Kültür Merkezi. Konya. (12)Kâzım Çeçen, İstanbul'un Osmanlı Dönemi Su Yolları, s. 26. (13)Yerebatan (Basilika), Binbirdirek (Philoxenus) ve Acımusluk sarnıçları bilinen en meşhur üstü kapalı sarnıçlardır. (14)M. Tevfik Göksu “Kuraklık ve Su Yönetimi Sunumu” İSKİ., 9.09.2008. (15)Günümüzde bir insanın yaşayabilmesi için en düşük tüketim değeri.
Yorumlarınızı Bizimle Paylaşın

Sadece üyelerimiz yorum yapabilir, hemen ücretsiz üye olmak için Tıklayın

(E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır)
Yorumu Gönder
Henüz Yorum Yapılmamış

Ziyaretçi İstatistikleri

Aktif ziyaretçi sayısı: 7 Bugünkü ziyaretçi sayısı: 268 Toplam tekil ziyaretçi sayısı: 155956