"Dünyada herkese yetecek kadar kaynak var, ancak herkesin hırsını karşılamaya yetecek kadar değil."  Mahatma GANDİ

Genel

Orta Asya’nın Geleceğinde Hidro-Politikanın Önemi

Suyun her damlasında bir altın zerresi vardır. Özbek Atasözü Dursun YILDIZ Su Politikaları Uzmanı Aral Gölü Havzası'ndaki su paylaşım-kullanım sorunu, Orta Asya'da yaşanan su anlaşmazlıklarının en önemlisidir. Havzada yaşanan problemler taşıdıkları su miktarının fazlalığı,uzunlukları ve 3 den fazla ülkeden geçiyor olmaları sebebiyle özellikle Seyhun ve Ceyhun nehirleri üzerinde yoğunlaşmıştır.Ancak bölgenin 5 ülkesinin tüm büyük nehirlerinde de benzer problemler yaşanmaktadır.Orta Asya bölgesinde doğuda Irtysh ve Ishym,güneyde Chu,Talas,Seyhun Ceyhun,batıda Ural;kuzeyde İshim ve Tobol sınır aşan ana nehirledir . Bölge ülkeleri arasında önemli bir anlaşmazlık konusu oluşturan Havzanın sınıraşan sularıyla ilgili çeşitli anlaşmalar imzalanmış ve ortak komisyonlar kurulmuştur. Ancak, bölgedeki su sıkıntısı ve kalıcı bir anlaşmanın henüz sağlanamamıştır . Bu durum bölgenin hızla artan jeostratejik önemi de dikkate alındığında gelecekte yeni gerginliklere yol açacak gibi görünmektedir. 21. Yüzyıl’da birçok devletin geleceğe yönelik "güvenlik algılama" politikalarında su kaynakları önemli yer tutmakta ve uluslararası politikalarda stratejik bir araç olarak görülmektedir. Yakın gelecekte iklim değişikliklerine bağlı olarak yaşanması beklenen kuraklıklar nedeniyle önemi daha da artacak olan su kaynaklarının denetimini ele geçiren devletler, bu konumlan sayesinde nüfus hareketlerini, göç olgusunu, tarımsal üretimi, sağlık koşullarım,ülkelerarası olası su krizlerini, çatışma ve savaşları da denetleme olanağına sahip olacaklardır. Bu nedenle 20 yüzyılın petrol yollarını denetim altında tutma stratejisine 21. yüzyılda su kaynaklarını kontrol etme stratejisi de eklenmiştir. 20. yüzyılın son 10 yılından bu yana uluslararası kuruluşlar, çokuluslu şirketler, hükümet dışı kuruluşlar, ulusal devletler ve bölgesel oluşumlar artık su politikası konusunda daha çok söz sahibi olmaya çalışmaktadırlar. Bu aktörlerin dünya su politikasının belirlenmesindeki etkisi artık çok belirgin hale gelmiştir. Dünya su siyasetinin bu egemen aktörleri, dünya çapında gerçekleştirdikleri içiçe geçmiş işbirliği ve ilişki biçimini bölgesel, ulusal ve yerel ölçeklere kadar yaygınlaştırma çabası içindedirler.Orta Asya Aral Havzası da bu bölgelerden birisidir. “Orta Asya’da Su Sorunu” strateji masalarında açık duran dosyaların en önemlilerinden biridir. Dünyanın uzun dönemdir dışa kapalı olan bu bölgesine girmeye çalışan ABD ve Batı İttifakı ile komşu küresel güçler (Rusya ve Çin )arasında bölgede kıyasıya bir mücadele yaşanmaktadır. Halen büyük bir bölümü su yüzüne çıkmamış olan bu mücadelede Orta Asya’daki ülkelerle yıllar boyu siyasi ve kültürel ilişkileri olan bölgedeki komşu küresel güçlerin bazı avantajları bulunmaktadır. Bu avantajların bölgeye gelmeye çalışan misafir küresel güçlere çıkartacağı zorluklar Orta Asya’da jeopolitik konum kazanma oyununun sertleşebileceğini ortaya koymaktadır. Bölge üzerinde jeopolitik konum kazanma stratejileri bölgenin su kaynakları üzerinde hakimiyet kurma politikalarını da kapsamaktadır. Orta Asya’da hidrokarbon zengini ve su fakiri ülkeler ile bunun tersi olarak su zengini ve petrol ve doğalgaz fakiri ülkeler bir arada yer almaktadır. Su kaynaklarının eşitiz dağılımının yanı sıra bölge ülkeleri arasında temel bir politik ekonomik asimetri de bulunmaktadır. Bu durum ise rekabet ve çatışmalara da neden olarak sorunların çözümünü zorlaştırmaktadır. Önce Su Sorununun Nedeni Tanımlanmalı Birçok kişi Orta Asya’daki su konusunda yaşanan sorunu SSCB ekonomisinin bölgede pamuk üretimini çok fazla arttırma kararının doğrudan bir sonucu olarak görmektedir. Ancak bu görüş tamamen doğru değildir. Öncelikle bu kararın sonucu olarak bir su krizi değil bir çevre krizi ortaya çıkmıştır. İkinci olarak o dönemde SSCB bölge için merkezi bir su ve enerji planı yapmıştı. Bu nedenle bu karar SSCB döneminde tek bir ülke için değil bölgenin doğal kaynaklarını merkezi olarak planlamak için alınmış ve su kullanım kotaları bu planlama anlayışına göre belirlenmiştir. Bunun sonucu olarak Tacikistan’da Nurek Rogun ,Kırgızistan’da ise Toktogul Barajları nın yapımına karar verilmiştir.Bu barajlardan Tacikistan’daki Nurek Barajı’ inşaatına 1961 yılında başlanmış ve 1972 yılında tamamlanmıştır. Enerji üretimi ve sulama amaçlı baraj halen dünyanın en yüksek barajı özelliğini taşımaktadır. Tacikistan’da Nurek Barajı’nın akış yukarısında bu barajdan da yüksek (335 m) Rogun barajı inşaatına yine SSCB döneminde 1976 yılında başlanmıştır.Bir diğer deyişle Nurek gibi dünyanın en yüksek barajı 1972 yılında işletmeye alındıktan sonra 1976 yılında 335 m yüksekliğinde bir diğer baraja Rogun Barajı’na başlanarak bölge için planlanan enerji alt yapısı merkezi plan doğrultusunda tamamlanmaya çalışılmıştır. Bu barajın da 1993 yılında işletmeye girmesi planlanmışken 1990 yılında iç karışıklıklar başlamış ,1991’de SSCB dağılmış, 1993’de ise proje bölgesine büyük bir taşkın gelmiştir. Baraj bu gibi çok önemli nedenlerle tamamlanamamıştır. Rogun Barajı’nın tamamlanmış olsaydı bugün Tacikistan büyük oranda rahatlatacaktı. SSCB döneminde çok büyük su tahsisi almış aşağı havza ülkelerine karşı Tacikistan da ucuz enerji üretimi avantajı sağlamış olacaktı.Ancak SSCB döneminde Orta Asya’nın merkezi bölgesel kalkınma planının sulama bölümü uygulanmış, Hidroelektrik enerji üretimi bölümü ise SSCB’nin dağılması nedeniyle eksik kalmıştır. Bölge için yapılan planlamanın uygulamada bir ayağının eksik kalması, ülkeler arasında su kullanımı ve enerji ihtiyacının karşılanması arasında planlanan dengenin bozulmasına neden olmuştur. Bir diğer deyişle bu planlama içindeki barajlar tümüyle tamamlanmış olsaydı Ceyhun Havzası hidropolitikası bugün tamamen farklı hale gelecekti. Bölge ülkeleri bağımsızlıklarını ilan ettikten sonra su kaynakları konusunda ulusal çıkarlarını korumaya yönelik politikalar uygulayacaktı. Ancak bunun yarttığı gerilim daha az olacak ve barajın işletme programının düzenlenmesiyle azalabilecekti. Yukarıda sözü edilen durum Seyhun Havzası için de geçerlidir. Ceyhun nehri üzerindeki Nurek barajı gibi çok büyük bir baraj Seyhun nehri üzerinde Kırgızistan’da hemen hemen aynı tarihlerde 1975 yılında tamamlanmıştır. Seyhun Nehri’nin anahtar barajı olan bu baraj Kırgızistan için hayati öneme sahip bulunmaktadır. Ancak bu havzada da hemen hemen aynı şeyler olmuş ve aynı şekilde Toktogul barajı’nın akış yukarısındaki iki adet Kambarata1 ve Kambarata 2 Barajları 1986 yılında başlamasına rağmen tamamlanamadan SSCB dağılmıştır.Daha sonra bunlardan 60 m yüksekliğinde olan Kambarata 2 barajı tamamlanmış olup 245 m. yüksekliğindeki Kambarata 1 barajının inşaatı ise halen sürmektedir. adsız Özet olarak Aral Gölü’nün yukarı havzasında SSCB zamanında Bütünleşik Orta Asya Enerji Sistemi Programı içinde planlanmış olan büyük barajlardan Nurek(Tacikistan ) ve Toktogul ( Kırgızistan) Barajları tamamlanmıştır. Ancak bu plan kapsamındaki diğer barajlar ( Rogun Barajı –Kambarata Barajı vb.) tamamlanamadan SSCB dağılmıştır. Bu durumda enerji ve tarımsal üretim şeklinde yapılan bir entegre su kaynakları planlamasının entegre enerji bölümü eksik kalmıştır. O dönemde Özbekistan,Kazakistan,Türkmenistan için sulama kanalları ve su tahsisleri yapılmış ancak enerji tesisleri tümüyle tamamlanmadığı için suyun başındaki Kırgızistan ve Tacikistan enerji taleplerini tam olarak karşılayamamıştır. Diğer taraftan SSCB döneminde Özbekistan ve Tacikistan’daki, sulamaların Yaklaşık % 60’ı düşük veya yüksek seviyeye pompaj gerektiren sulamalar olarak planlanmıştır . Örneğin Özbekistan’da yaklaşık 2.2 milyon ha’lık alanda pompajlı sulama sistemi geliştirilmiştir. Bu kadar büyük bir arazide pompajla sulama yapılabilmesinin enerji maliyetleri çok yüksektir. SSCB döneminde yapılan bu planlamada enerjinin Seyhun ve Ceyhun’un yukarı havzasında yapılacak büyük barajlardan ucuz olarak sağlanacağı düşünülüdüğünden pompaj enerji maliyetleri çok fazla gözönüne alınmamıştır. Ancak planlanan barajlar tamamlanamadan SSCB dağılmıştır. Bu dönemden sonra Özbekistan ve Türkmenistan’da bulunan büyük hidrokarbon rezervleri sulama enerjisi maliyetlerini bu ülkelerin daha kolay karşılayabilmesi olanağını tanımıştır. Ancak Tacikistan ise sulama enerjisi konusunda da yine merkezi planlamanın uygulamasının eksik kalmasının dezavantajını yaşayan ülke olmuştur. SSCB döneminde sulama ve su hakkı sisteminin oturması daha sonra aşağı havza ülkeleri için istihdam,vergi,ihracat açısından çok büyük bir avantaj olmuştur. Dikkat edilirse 1992 yılındaki anlaşmada Kırgızistan ve Tacikistan’ın karşı durmasına rağmen bu su tahsis oranları düzeni aşağı havza ülkeleri tarafından savunulmuş ve devam ettirilmiştir. Çünkü önemli eksik yanları da olsa bu ülkelerin ekonomilerinde sulama hayati önemde bir yer tutmuştur. Ancak Yukarı Havza ülkeleri ise barajları tamamlamadan ve enerjinin merkezi dağıtımı sistemini gerçekleştiremeden çöken SSCB dönemindeki planlamanın kurbanı olmuştur. Kırgızistan ve Tacikistan bu alanda ne kadar şanssız ise aşağı havza ülkelerinin de aynı oranda şanslı olduğu söylenebilir. Bu avantajlı durum SSCB dağıldıktan sonra da devam etmiş ve bu ülkelerde çok büyük petrol ve doğalgaz rezervleri ortaya çıkmıştır. Bu ülkelerin su konusunda SSCB dönemindeki su kotaları nedeniyle oluşan de fakto sistemin avantajlarının yanısıra bir de yeni fosil enerji kaynakları konusunda büyük avantaj elde etmeleri bölgedeki ekonomik ve politik dengesizliği tümüyle arttırmıştır. Tüm bu değerlendirmeler ışığında aşağıdaki tesbitler yapılabilir • Orta Asya’da yaşanan su sorununun temel nedeni artan pamuk üretimi ve 3 katına çıkan sulama alanları değildir.Bu durum bölgede sadece çok önemli çevresel etkiler doğurmuştur.Ancak bölgesel bir su krizi yaratmamıştır. • Aşırı pamuk üretimi suyun yoğun kullanıldığı bir ekonomik üretim düzeninin yerleşmesine neden olmuştur.Bu yerleşen düzen bugüne kadar gelmiştir. Ancak bunun ülke ekonomisi için sağladığı faydalar ve hayati önemi dikkate alınırsa üretimin fayda yönünün ağır bastığı görülmektedir. • Orta Asya’da yaşanan su sorunu teknik –ekonomik-idari-siyasi-iklimsel birçok parametrenin birlikte ortaya çıkardığı bir su yönetimi sorunu olup halen bir su krizi aşamasında değildir. • Bugün İçin Orta Asya’da bir su miktarı sorunu değil daha çok sınıraşan suların yönetimi sorunu yaşanmaktadır. • SSCB döneminde planlanan barajların tamamlanması ve elektrik sisteminde su kotasına benzer bir anlaşmanın oturtulması Orta Asya’nın bugünkü hidropolitiğini büyük oranda değiştirecekti.Bu planlamanın tamamlanamamış olması bölgede su paylaşmını daha da zora sokmuştur. • SSCB döneminde Planlı Ekonomi yapısı içerisinde merkezden yönetilen Orta Asya ülkelerindeki doğal kaynak ve ürün transferleri,Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin dağılmasından sonra su yönetimi konusunda problemlere yol açmış ve açmaya devam etmektedir. Yukarıda sayılan nedenlerle Orta Asya’da yaşanan su yönetimi sorunu, esas olarak SSCB dönemimin merkezi planlama anlayışının ve daha sonra iki kutuplu dünyadaki çözülmenin Orta Asya ülkelerine bağımsızlıklarıyla birlikte bıraktıkları tarihsel bir altyapı mirasıdır. Bölgede bugün yaşanan su yönetimi sorunları, bu tarihsel altyapı mirasının üzerinde ulusal reflekslere ve uluslararası etkilere açık stratejik bir konu olarak ortaya çıkmıştır. Su Sorununun Bölgeye Özgü Karakteri Var ! Aslında Orta Asya küresel strateji masalarının en eski dosyalarından birisi olan Orta Doğu ile de bazı benzerlikler de taşımaktadır. Örneğin enerji kaynakları, uluslararası ilişkiler ve su kaynakları kullanımı konusunda yaşanan gelişmeler açısından bölgenin Orta Doğu’da Fırat ve Dicle su sorunları ile bazı benzerlikler taşıdığı söylenebilir. Orta Asya Cumhuriyetleri aynen Dicle ve Fırat nehirleri için yapıldığı gibi bir hesapla 2005 yılı için su ihtiyaçlarını l51, 8 km3 olarak tahmin etmişlerdir, ancak bu değer bölge nehirlerinin yıllık debisinden 25 km3 daha fazla çıkmıştır . Böyle bir hesap geçmişte Suriye ve Irak tarafından yapılmış ve ülkelerin yıllık su talepleri iki Nehrin taşıdığı su miktarından daha fazla çıkmıştı. Orta Asya ve Orta Doğu bölgelerinin her ikisine de havzalar arası su transferi projeleri gündeme gelmiş ancak uygulamaya konulamamıştır. Su sorunu Orta Doğu’da olduğu gibi Orta Asya’nın güvenlik ve kararlılığı için en büyük tehdit olarak görülmektedir. Günümüzde hem Orta Asya’nın sularını hızla kullanmak için planlar yapılmakta hem de ülkeler bu süreçte karşılıklı çıkar esasına dayalı bir işbirliğini gerçekleştirmede başarısız olmaktadır. Bu nedenle su sorunu Orta Asya’nın kurulmuş saatli bombası olarak bölge güvenliğini tehdit etmektedir. Ancak bölgede ikili ve çoktaraflı anlaşmalar ve havza işbirliği örnekleri temelinde bir sürdürülebilir işbirliği ilişkisi arama çabaları da devam etmektedir. Orta Asya’da işbirliği arayışının sürmesinde etkili olan bazı tarihsel nedenler de vardır. Örneğin Orta Asya ülkelerinde SSCB merkezi idaresi altında yaşanan dönemden kalan bazı ortak düşünceler ve kavramlar tam anlamıyla ortadan kalkmamıştır. Bu nedenle Orta Asya toplumlarının birbirine güvensizlikleri, Örneğin Orta Doğu’da yaşanan güven bunalımından daha farklıdır. Bölgede hegemonya çatışmalarına rağmen Orta Asya’da halklarının birbirine tarihsel kin ve düşmanlık duymaları için çok fazla nedenleri yoktur. Orta Asya coğrafyasının yüzyıllar boyu Türk kültürü ile yoğrulması nedeniyle bölgenin etnik yapısı, Ortadoğu'daki gibi basit aşiret yapısına benzememektedir. Bu nedenle bölgede güvenlik problemlerinin beslendiği alanlardan en önemlisi toplumsal rahatsızlıklardır. Orta Asya toplumlarındaki toplumsal sorunları ortadan kaldıracak sosyo-ekonomik politikalar bölgenin istikrarını sağlayacak en önemli faktör olacaktır. Bölgede ekonomik temelli toplumsal huzursuzluklar, karışıklık çıkması olasılığını arttıran en önemli unsurlardır. Fergana Vadisi gibi çok özgün bölgelerde su temini ve toprak konusunda baskı ve eşitsizliklere dayalı zorluklar ortadadır. Bu da zaten nazik olan ilişkilerin kolayca çatışmaya döndürülmesi hesabını yapanlara gerekli ortam ve olanağı sağlamaktadır. Bu nedenle bölgede su kaynaklarının akılcı ve verimli kullanımı, hem suyun sosyo-ekonomik kalkınmanın temel unsuru olması hem de bu ortamı rahatlatarak suyun sorun yerine işbirliği aracı olarak kullanılmasına olanak tanıması açısından çok önemli işlevler üstlenecektir. Bu nedenle Orta Asya’da taşların daha yerli yerine oturmadığı bu dönemde Orta Asya nehirlerinin hidro-politiğinde bölgesel işbirliğini sağlayacak adımlar atılması kolay değildir. Ancak bunun bölge için gerekliliği ve belirleyici özelliği açıkça görülmektedir. Burada yaşanacak su’dan bir çatışmanın domino etkisi yaparak bölgede istikrarsızlığı ve bölge dışı güçleri davet eden bir sonuç yaratma potansiyeli taşıdığı görülmelidir. Küresel ölçekte nasıl petro-politik yada doğalgaz politiğin etkili olduğu söylenebilirse gelecekte Orta Asya’da bölgesel ilişkilerde de hidro-politikanın etkisinin çok büyük olacağı şimdiden görülmektedir. Orta Asya’da suyun sorun olmasında bölgeye özgü bazı koşulların etkili olduğu görülmektedir.Bu temel su sorun alanları aşağıdaki gibi sıralanabilir; • Ülkelerin suya katkısı eşitisiz ve kullanım talepleri orantısızdır. • Ülkeler arasında suya ulaşım ve suyun kontrolünün ele geçirilmesi çabaları vardır. • Su talebi ve su temini konusunda, ülkeler arasındaki ihtiyaçlardan ortaya çıkan uyuşmazlıklar vardır. • Türkmenistan’ın suya hiç katkısı olmamasına rağmen çok su çekmesi ve suyu verimsiz kullanması gerilim yaratmaktadır. • Fergana Vadisinde etnik (Tacik,Özbek,Kırgız)ve su kullanımı konusunda sorunlar vardır. • İran ve Afganistan’ın Orta Asya su sorunlarına gelecekte dahil olması su sorununu ağırlaştıracaktır..Şimdiye kadar bu konuya dahil olmayan İran suya %3 oranında Afganistan ise % 5 oranında katkıda bulunurken her iki ülke de şimdilik sadece suyun % 1’ini çekmektedir. Su Sorunu’nun Kapsamı Geniş Aral Gölü Havzası’nda su konusunda yakın gelecekte çeşitli gerilimlerin yaşanması şaşırtıcı olmayacaktır. Ancak orta vade için bu sorunların yaşanmamasının mümkün olduğu ve işbirliği için birçok koşulun var olduğu da görülmektedir. Yani Orta Asya’da su konusunda sorun oluşma potansiyelinin arttığı söylenebilir. Ancak bunun yanısıra bu su’dan sorunların çözümü için geçmişe nazaran olanaklar ve çabaların arttığı da söylenmelidir. Orta Asya’da su sorunu değerlendirilirken; • Orta Asya’daki su kullanımının ülkelerin ekonomik kalkınma ve gelişmesiyle olan ilişkisinin çok büyük önem taşıdığı, • Bölgede sorunların çözümü için daha geniş bir açı ve daha yumuşak bir politik retorik kullanılmasına ihtiyaç olduğu, • Ülkelerin ekonomik gelişme için izlediği farklı politikaların ülkeler arasındaki su kaynakları geliştirme programlarındaki farklılığı arttıracağı, • Bölgesel düzeydeki su sorunları ve arazi kullanımı konusunda halen etnik gruplar arasında var olan sorunların ülkeler arası ilişkilerde çok olumsuz etkiler oluşturacağı gibi özel konular ortaya çıkmaktadır. Orta Asya‘da su işbirliğinin oluşturulmasının dünyadaki diğer örnekleri gibi zaman alabileceği görülmelidir. Aslında Orta Asya’da su kullanımının etkin bir şekilde gerçekleşmesinin önündeki en önemli engel bölge ülkelerinin bu konuda yeterli bir politik iradeye sahip ol(a)mayışlarıdır. Bunun için bölgede zamana ihtiyaç vardır. Ancak bu zaman iyi kullanılmalıdır. Çünkü bölge son 20 yıldır uluslararası sistemin satranç masasında yer almaktadır. Bu durum,bölgedeki hamlelerin uluslararası boyutları olduğunu hatta gelecekteki hamlelerin birçoğunun bu etki altında gerçekleşeceğini ortaya koymaktadır. Bu kapsamda bazı Orta Asya ülkelerinin uluslararası ilişkilerine güvenerek su kaynaklarını tekil olarak geliştirmeye çalışması etnik olarak heterojen, yarı kurak ve su sıkıntısı çeken bu bölgedeki gerginliği arttıracak ve stabiliteyi bozacaktır. Bu kapsamda Orta Asya’daki su sorununun sadece stratejik olarak “water box” su kutusu sınırları içinde düşünerek çözülebilmesi mümkün değildir. Bölgenin su sorunu bu çerçevenin dışında daha geniş sosyal, ekonomik ve politik kapsamda ele alınmalıdır. Çünkü bölgedeki su sorunlarının bölgedeki ülkelerin enerji ihtiyacı ve tarımsal üretim,istihdam politikaları ile doğrudan ilişkisi bulunmaktadır. Bölge'de Liderlik Mücadelesi . Kazakistan-Özbekistan Kazakistan Kazakistan Cumhuriyeti, jeopolitik bakımdan Merkezi Asya bölgesinde tabiî merkez veya “orta yer” pozisyonunda bulunan bir devlettir. Dolayısıyla, bölgesel istikrar açısından XXI. y.y.'ın başlarına kadar dış tehdit unsurlarının hızla arttığı ortamda, özellikle Kazakistan'ın Merkezi Asya'da mevcut sorunların çözümlenmesinde etkin bir rol oynayacağı söylenebilir. Kazakistan bulunduğu coğrafyada bölgesel çatışmaların önlenmesi için kilit konumda yer almaktadır. Kazakistan'ın bağımsızlığını kazanmasından itibaren kararlı ve stratejik öngörülü politikaları sayesinde günümüzde Merkezi Asya'nın en istikrarlı ülkelerinden biri haline gelmiştir. İslam'ı siyasal bir araç olarak kullanmaya çalışan radikal terör grupları ve bu grupların bölgeye yerleşme çabaları Merkezi Asya'nın istikrarı önünde tehdit oluşturan bir unsurdur. Kazakistan bu konuda da en hızlı yasal önlemleri alan ve kararlılıkla uygulayan bir ülke olmuştur. Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatının (AGİT) üyesi olan Kazakistan bu üyelikle ülkenin Avrupa ülkeleriyle eşit haklar çerçevesinde ortak bir dünya siyasetine katkıda bulunmasını sağlamaktadır. Bu istikrarlı ve kararlı politikaları sonunda Kazakistan 1 Ocak 2010 tarihi itibariyle AGİT dönem başkanı olmuştur. Kazakistan ekonomisine yapılan doğrudan yabancı yatırımlar hızla artmaktadır. Bu nedenle yatırımcılar günümüzde Kazakistan'ın istikrar vaat eden ve karşılıklı olarak yararlı işbirliği sağlayan güvenilir bir ortak olduğu konusunda hemfikirdirler. Bununla birlikte, Kazakistan uluslararası ekonomik uyum süreçlerine de aktif bir şekilde katılmaktadır. Örneğin, Kazakistan'ın Avrasya ve Asya Ekonomik İşbirliği ve Ortak Ekonomik Alan gibi ekonomik teşkilatlarının önemli bir üyesi olması bunun açık bir göstergesidir. Kazakistan ekonomisinin kararlı ve istikrarlı bir şekilde gelişmesi, ulusal ve bölgesel güvenliğinin sağlanmasını doğrudan etkileyecektir. Kazakistan bölgenin bir çok yönden en stratejik ülkesi olması nedeniyle fırsat ve tehditlere de en açık ülkesidir. Bu yüzden de bölgedeki stratejik entegrasyon inisiyatiflerinin altında Nursultan Nazarbayev’in imzası vardır. Bu bağlamda Kazakistan Devlet Başkanı’nın ortaya attığı “Orta Asya Devletler Birliği” düşüncesi bu ülkenin bölgede aldığı inisiyatiflerin önemlilerinden birisidir.Kazakistan’ın bu kapsamda Ortak Asya jeopolitik blokunun oluşumunu stratejik bir amaç olarak geliştirmeye devam edeceği görülmektedir. Uzmanlara göre; Kazakistan'ın gelecekte oynayacağı rol, Merkezi Asya'nın yeni jeopolitik “büyük alanını” oluşturan bu iletişim akışındaki düzenleyicilik rolüdür. Ülkenin söz konusu misyonu yerine getirebilmesi için gerekli olan siyasi, ekonomik ve teknolojik ön şartlar mevcuttur. Bu akılcı ve vizyoner politikalar Kazakistan’ı Orta Asya’nın yükselen yıldızı yapmıştır. Özbekistan: Bölgede liderliğe soyunan diğer ülke olan Özbekistan ise komşularıyla olan ilişkilerini daha çok güç ilişkileri politikaları üzerinden yürütmekte olan bir ülkedir. Afganistan da dahil olmak üzere Orta Asya Cumhuriyetleri’nin hepsiyle (Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan ve Tacikistan) ile komşu olan Özbekistan yaklaşık 25 milyonluk nüfusuyla 60 milyonluk Orta Asya’nın en kalabalık ülkesidir. Hem bu özelliği hem de bölgedeki hemen her etnik grubu barındıran etnik yapısıyla Özbekistan tüm bölgedeki siyasal ve sosyal hareketleri etkileyen bir özelliğe sahiptir. Tarihten gelen bir geleneğin devamı olarak bölgede dini hareketlerin merkezi konumunda olan bu ülkeye 11 Eylül’den sonra ABD’nin ilgisi farklılaşmıştır. İngiltere’nin 2002–2004 yıllarında Özbekistan’daki Büyükelçisi olan Craig Murray’a göre bu ilginin temelinde “Geniş Ortadoğu” yaklaşımı bulunmaktadır. Murray, ABD’nin bu sayede petrol ve gaz kaynaklarının çevresini kuşattığını öne sürmektedir 2001 yılında Rumsfeld “ABD’nin uzun çıkarları bu ülke ile uzun dönemli ve kalıcı ilişkilerden geçmektedir” demiştir. Böylece ABD, Özbekistan’a özel anti-gerilla eğitimi almış 10. Dağ Taburunu (Mountain Division) yerleştirmiştir. Özbek hava sahası Amerikan uçaklarına açılmış ve ABD bu ülkede bir de hava üssü (Hanabad) oluşturmuştur. Böylece ABD askerleri eski bir SSCB Cumhuriyetinde konuşlandırılmıştır. ABD Özbekistan’daki üssün kullanılması karşılığında 2002 yılında Özbekistan’a 500 milyon dolarlık yardımda bulunmuş, ayrıca Özbekistan’ı dini özgürlüklerin tehdit altında olduğu ülkeler listesinden çıkartmıştır. Bazı uzmanlara göre ABD, Özbekistan’a Orta Asya operasyonları için büyük önem verirken, Özbekistan da ABD’yi bölgede Rusya ve Çin’e karşı alternatif bir dengeleyici güç ve radikal İslamcı akımlara karşı çıkmada ve dünya pazarlarına ulaşmada bir partner olarak görmüştür . Özbekistan-ABD ilişkilerinin derinleşerek daha stratejik bir ilişkiye dönmesi beklenirken Mayıs 2005’de Andican’da başlayan “isyan” ilişikleri gerginleştirmiştir. Ukrayna, Gürcistan ve Kırgızistan’daki “turuncu devrimler”den sonra sıranın kendisine geldiğini düşünen İslam Kerimov halk hareketini oldukça kanlı bir şekilde bastırmaya çalışmış ve ülkedeki ABD üssünü kapatmıştır . Bunun üzerine ABD Özbekistan’da kapanan hava üssüne alternatif olarak Afganistan’la sınırı bulunmayan Kırgızistan ve Tacikistan ile hava üslerini kullanmak üzere anlaşmıştır. Bu dönemde Özbekistan kendisine yeni bir yol çizmiş ve Çin ve Rusya ile ilişkilerini geliştirmeye yönelmiştir. Çin ile üst düzey görüşmeler ve anlaşma açıklamaları Kerimov’un Çin’i dengeleyici alternatif olarak gördüğünü göstermiştir. Mayıs ayının sonunda Çin’i ziyaret eden Kerimov ile Çin Devlet Başkanı Hu Jintau 600 milyon dolarlık bir petrol işbirliği anlaşması imzalamış ve ikili ilişkileri geliştirme taahhüdünde bulunmuştur. Kerimov Andican olaylarının hemen sonrasında gerçekleştirdiği bu 4. Çin gezisinde Çin’i “güvenilir dost” olarak tanımlamıştır. Kerimov’un ziyaretini diğer ziyaretler izlemiştir. Aralık 2005’de Özbekistan Savunma Bakanı Mirzayev Çinli meslektaşı ile görüşmesinde iki ülke işbirliğinin askeri alanda da süreceğini söylemiş ve Özbekistan’ın Çin ile askeri değişim programı uygulamaya hazır olduğunu belirtmiştir. Özbekistan’ın Rusya ile yakınlaşması ise Moskova’ya Özbekistan’ı üçüncü bir ülkenin saldırması halinde koruma yükümlüğü de getiren Müttefik İlişkiler Anlaşması ile somutlaşmıştır. Kerimov ve Putin tarafından 14 Kasım’da varılan anlaşma ile Özbekistan dış politikasındaki sapma daha net bir hale gelmiştir. Kerimov’un anlaşmanın imza gününde ABD için “temel hedefleri Özbekistan’ın bağımsız politikasını geçersiz hale getirmek, ülkede barışı ve istikrarı bozmak ve Özbekistan’ı söz dinler hale getirmektir” diyerek ABD ile gelinen durumu ortaya koymuştur. Mart 2007’de Rusya Federasyonu eski Başbakanı Fradkov yaptığı açıklamada Özbekistan’ın Rusya için bir stratejik ortak olmanın yanı sıra bölgedeki en önemli müttefiki olduğunu da dile getirmiştir. Rusya’nın Orta Asya’daki ikinci en büyük ticarî ortağı Özbekistan’dır. Özellikle Özbekistan’daki renkli devrim denemesinden sonra Kerimov’un Moskova’yla yakınlaşması, iki ülke arasındaki işbirliği alanını da genişletmiş ve 2010 yılında Rusya ile Özbekistan arasındaki ticaret hacmi yaklaşık iki kat artarak 5 milyar dolar seviyesini geçmiştir . Daha önce toprak bütünlüğünü ABD’ye garanti ettirmeye çalışan Özbekistan’ın kısa bir süre sonra bağımsızlığını ve güvenliğini Moskova’ya emanet etmesi ve Çin’le yakınlaşma çabaları bölgede ABD politikalarının etki alanını daraltmıştır. Dış politikadaki bu U dönüşü hem bölgedeki ilişkilerin kayganlığı hem de Özbekistan’ın bölgede kendi geleceği için bir arayış içinde olduğunu göstermesi açısından önem taşımaktadır. Bu politikaları Özbekistan'ı bölgede öne çıkan diğer ülke konumuna getirmektedir. Adsız Orta Asya’nın Yeni Hidro-Politiği 1991 yılından sonra Orta Asya ülkeleri bölgedeki ana nehirlerde su miktarı ve su kalitesi konularında sürekli uyuşmazlıklar yaşamaya başlamıştır. Bölgedeki yeni jeopolitik durumdan da kaynaklanan bu anlaşmazlıkların temel nedeni ülkelerin bağımsızlıklarını kazanmasından sonra suyun artık uluslararası bir kaynak olarak ortaya çıkmış olmasıdır. Bu yeni dönemde artık bölge ülkeleri çeşitli oranlarda diğer kıyıdaş bağımsız ülkelerden gelecek olan suya bağımlı olmuşlardır. Yine bu dönemde geçmişte olduğu gibi sosyalist cumhuriyetlerin ortak çıkarları değil bağımsız ülkelerin ulusal çıkarları masaya getirilmeye başlanmıştır. Bu anlamda su gibi hayati ve stratejik bir kaynağı elinde bulunduran bazı bölge ülkeleri de konuyu kendi çıkarları açısından değerlendirmeye başlamıştır. Suyu başlangıçta ulusal bilinçle korunması gereken bir ulusal kaynak olarak düşünmeye başlayan ülkelerle kısa zamanda bir anlaşmaya varmak zordur. Ancak bölgede su kaynaklarının eşitsiz dağılması, aşağı kıyıdaş ülkelerin tarımsal sulama için yukarıdan bırakılacak olan suya olan ihtiyaçları ve bu suyun hem de onların ihtiyaç duyduğu ilkbahar ve yaz aylarında bırakılması gereği bölgedeki hidro-politik ilişkileri daha da zora sokmuştur. Bölge ülkeleri, bağımsızlıklarını kazandıktan sonraki 20 yıl boyunca su kullanım sorunlarını çözmek için bazı anlaşmalara imza atmalarına rağmen bu anlaşmalara yeterince uymamışlardır. Bu anlaşmalara uyulmamasının ortaya koyduğu en temel gerçek bölgede güven eksikliğinin yanı sıra ülkeler arasında yukarı ve aşağı nehir havzası ilişkilerinin anlaşılmasına yönelik ileri adımlar atılmasına ihtiyaç olduğudur. Sınıraşan sularda kıyıdaş ülkeler arasındaki gerilimli ilişkiler sorunu analiz edildiğinde uzmanlar en yukarıdaki ülkenin işbirliği için hiçbir açık gereksinim duymadığını ileri sürmektedir . Bunun yanı sıra bu ülke aşağı kıyıdaş ülkeyle su sorununu konuşurken memba ülkesi olmasının avantajı ile işbirliği içinde çözüm arayan konumda olmaktadır. Ancak bu kabul yukarıdaki ülkenin hem coğrafi avantajı hem de komşular arasında politik ve ekonomik ağırlığı olan bir ülke olması halinde geçerli olabilmektedir. Bu tespitin geçerliliği Dicle Fırat havzasında ülkeler arasındaki ilişkilerde görülmüştür. Ancak Orta Asya’daki sınıraşan nehirler üzerinde, özellikle Seyhun (Siri Derya) Nehrinde kıyıdaş ülkeler arasındaki memba mansap ilişkileri bu tespitlerdeki koşullara uygun değildir. Bu nedenle de daha farklı ve üzerinde daha az çalışılmış kurallara göre bir gelişme dinamiği izlemektedir. Aslında diğerlerine göre ekonomik gelişme ve politik irade açısından daha güçlü olan Seyhun (Siri Derya)’nın aşağı kıyıdaş ülkesi Kazakistan, otoriter ve katı bir tutum göstermektedir. Bu kapsamda daha az gelişmiş yukarı kıyıdaş ülke ile işbirliğine uzak durmaktadır. Suyun başındaki Kırgızistan ise bunun tersine su konusunda işbirliğime daha yatkın bir görünüm içerisindedir. Bunun temel nedeni ise Nehrin akış aşağısındaki güçlü ülkelerdeki enerji kaynaklarına büyük oranda bağımlı olmasıdır. Son 20 yıldır Kırgızistan’ın su kaynaklarını birlikte geliştirme ve kullanma konusundaki işbirliği önerileri Nehrin akış aşağısındaki Özbekistan ve Kazakistan tarafından olumlu karşılanmamış, ve çoğu kez keskin bir dille reddedilmiştir. Yukarıda da belirtildiği gibi bu karşılıklı güven ve anlayış eksikliği Seyhun (Siri Derya) Nehri'nin sularını kullanan ülkeler arasındaki ilişkileri germiş ve düşmanlıklar yaratmaya başlamıştır . Genel olarak bu görüş ayrılıkları kıyıdaş ülkeler arasında ülkelerin havza içindeki coğrafi durumlarından bağımsız olarak çeşitli sorunlar oluşturabilmektedir. Örneğin aşağıdaki ülke yazın sulama suyu eksikliği nedeniyle büyük ekonomik sorunlar, kışın da taşkınlar yaşarken yukarıdaki ülke de sık sık enerji yetersizliği içine düşebilmektedir. Bu nedenle bölgedeki işbirliği için su ve enerji kaynaklarının birlikte ele alınması gereklidir. Bu çerçevede Kazakistan Kırgızistan’a petrol ve kömür gibi enerji kaynakları vererek yılın istediği döneminde su alma konusunda anlaşmalar yapmıştır. Aslında tam olarak uygulamaya konulamasa da bu yaklaşım bölge ülkelerinin çözüme tümüyle uzak olmadıklarını göstermesi açısından önem taşımaktadır. Bölgede liderliği düşünen Özbekistan komşularıyla ilişkilerini daha çok güç ilişkisi üzerinden yürütmektedir. Özellikle 1990’lı yılların başlarında Özbekistan Orta Asya’daki nehir sisteminin tüm bölge ülkelerine ait ortak bir mal olduğunu ileri sürmüş ve tek bir ülkenin kontrolü altına alınamayacağını iddia etmiştir. Bu açıklama temel olarak yukarıdaki Kırgızistan’ın su üzerindeki hak iddialarını ve suyun piyasa değeri üzerinden yaptığı hesapları bırakarak Özbekistan’ın pamuk tarlalarına ücretsiz su bırakması çağrısı olmuştur . Bölge hidro-politiğini etkileyen en önemli unsurlardan birisi de bölgenin enerji politiği olmuştur. Özbekistan ve Kazakistan’ın enerji sektöründe uyguladığı politikalar sonucu artan enerji fiyatları bu ülkelerin enerji kaynağına bağımlı olan Kırgızistan ekonomisini çok fazla etkilemiştir. Kırgızistan neredeyse borç batağına saplanmıştır. Bu durum Kırgızistan’ı, Özbekistan ve Kazakistan’a olan enerji bağımlılığını sona erdirmek için çok acil tedbirler almaya zorlamıştır. Ulusal çıkarlarını gözetme kararı alan Kırgızistan, 2001 yılının kışında doğalgaz ve kömürden üreteceği enerji arzındaki eksikliği tamamlamak için tüm suyu hidroelektrik enerji santralarına yöneltmiş ve enerji üretmiştir. Bu durum Kırgızistan barajlarındaki suyun azalmasına ve sulama mevsiminde aşağıdaki ülkeler için yetersiz kalmasına neden olmuştur. Su Anlaşmalarının Uygulanması Zaman Alıyor Orta Asya’da su sorunlarının çözümü için bugüne dek birçok çalışma yapılmış, birçok ülkeler arası anlaşma imzalanmış ve çeşitli kurumlar oluşturulmuştur. Ancak bu çalışmalara rağmen istenilen sonuca ulaşılamamıştır. Aslında dünyanın diğer bölgelerinde de bu konuda kalıcı bir anlaşmaya varılması uzun süreler almaktadır. Burada belirtilmesi gereken önemli bir nokta da sınıraşan sularla ilgili görüşmelerin uzun zaman alan ve çeşitli zorluklarla dolu uzun bir süreç olduğudur. Nitekim, Amerika Birleşik Devletleri ile Meksika arasında 1900’lü yılların başında başlayan Colorado Nehrine ilişkin görüşmeler ancak 1946 yılında bir anlaşma ile sonuçlanmış ve yaklaşık yarım asır sürmüştür. Bu anlaşma görüşmeleri İndüs Nehri için 10 yıl, Nil Nehri için 20 yıl, Ürdün Nehri için 40 yıl sürmüştür . Bulgaristan ve Yunanistan arasındaki küçük Nestos (Mesta) Çayı için müzakereler ise 31 yıl sürmüştür. Bu nedenle sınıraşan ve sınıroluşturan su havzalarındaki ikili veya çok taraflı görüşmelerde yaşanan zorluklar ne olursa olsun, görüşmelerin kesilmeden sürecin devam ettirilmesi büyük önem taşımaktadır . Bu nedenle Orta Asya gibi jeostratejik önemi çok yüksek olan bir bölgede bu sürecin daha yavaş ilerlemesi şaşırtıcı değildir. Diğer taraftan bölgenin uluslararası sistemle bütünleşmesi ekonomik, kültürel ve siyasal olarak gelişmesi açısından sürecin ilerlediği görülmektedir. Bu gelişmenin bölgedeki hidro-politik ilişkilere de olumlu yansıyacağı açıktır. Bölge Ülkeleri Çözüm İçin İstekli mi ? Aslında bölgede su sorunlarının çözümü incelenirken öncelikle, “Bölge ülkeleri su sorunun gerçekten çözümü ve bu alanda işbirliği için istekli mi?” sorusunun yanıtı bulunmalıdır. Bölge incelendiğinde birçok durumda hiçbir anlaşmanın tamamıyla uygulanmadığı ve ülkeler arası organizasyonların da su zengini ve su fakiri bölge ülkeleri arasındaki anlaşmazlıkların çözümünde etkisiz kaldığı görülmektedir. Ancak; bölge hem tarihi, hem ekonomik, hem siyasi hem de stratejik açılardan ele alındığında Orta Asya’nın bir bölgesel işbirliğine zorunlu olduğu da açıkça ortaya çıkmaktadır. Bölge ülkelerinin bazıları petrol ve doğalgaz ekonomileriyle daha hızlı gelişiyor olsalar bile bu ekonomik gelişmenin sürmesi bölgedeki siyasi ve ekonomik istikrarla doğrudan ilişkili olacaktır. Bölgede aşağı havzadaki ülkelerinin sosyal adaleti sağlayıp toplumsal huzursuzlukları ortadan kaldırabilmesi için Tarım sektörü anahtar rol oynamaktadır. Bunun da en temel ve stratejik girdisi su’dur. Yukarı havza ülkeleri de sosyo-ekonomik kalkınmaları için suyun enerjisine büyük oranda ihtiyaç duymaktadır. Bölge ülkelerinin tümünün su sorunlarının çözümü konusunda istekli oldukları birçok kez anlaşma masasına oturmuş olmalarından ve birçok anlaşmaya imza atmalarından anlaşılmaktadır. Ancak bu anlaşmaların uygulanması konusunda isteksiz davrandıkları görülmektedir. Bu da bölgede bir sorun olduğu konusunda anlaşmaya varıldığını ancak çözüm uygulamaları konusunda daha yeterli ve gerekli sosyo politik sosyo kültürel ve kurumsal altyapının oluşmadığını ortaya koymaktadır. Bölgedeki su kaynakları, halen kullanım sorunları nedeniyle ülkeler arasındaki işbirliğini değil gerilimi beslemektedir. Bölge hidro-politiğinin en öncelikli hedefi bu gerilimin artmasını engellemek olmalıdır. Bunun önündeki zorluklar aşılabilir. Çünkü bölgede su kaynaklarının ülkeler arasında işbirliği aracı olarak kullanımı için birçok neden bulunmaktadır. Bu konuda nihai ve sürdürülebilir bir çözüme ulaşmak zaman alabilir. Ancak gerilimin artmasını önlemek amacıyla yapılacak girişimler her an devam etmelidir. Bu girişimlerle alınacak yol bölgede nihai çözüme erişilmesi süresini de kısaltacaktır. Bölgede hatta dünyada suyun yanlış kullanımının en çarpıcı sonucu olan Aral Gölü bundan sonrası için önemli bir referans noktası olacaktır. Bu nedenle bölgedeki suyun akılcı ve planlı kullanılmamasının ekonomik ve çevresel açıdan somut sonuçlarının detaylı olarak araştırılarak ortaya konması çözüm için atılacak adımlara yardımcı olacaktır. Bölgede İşbirliği Zorunlu Ama ! Ancak bölgede su sorununun devam etmesi etnik gurupların iç içe yaşadığı bir bölgenin kararsızlığını isteyen güçler için çok uygun bir ortam sunmaktadır . Su’dan sebeplerle çıkartılacak gerilimler bölgeyi sürekli kararsız kılarak denetimini kolaylaştıracaktır. Aslında su sorunu yaşayan bu bölgeyi dünyanın diğer su sorunu yaşayan bölgelerinden ayıran önemli bir özelliği bulunmaktadır. Orta Asya izole edilmiş bir bölgedir ve karşılıklı bağımlılık ve işbirliğinin çok etkili bir şekilde geliştirilebileceği özgün bir coğrafyada yer almaktadır. Bunun yanısıra bu izole edilmiş bölgede suyun yeniden kullanımı dışında deniz suyu arıtımı,fosil su vb gibi diğer alternatif su kaynağı yaratma olanağı yoktur. Bu da ülkeleri su kullanımı konusunda ortak bir kadere mahkum etmektedir. Bölgedeki su kullanımının özelliği, sadece sınıraşan nehirlerin suyunun paylaşımı değil bölgedeki tüm ülkelerin sosyo-ekonomik gelişmesini doğrudan ve çok büyük ölçüde etkileyen stratejik bir kaynağın kullanımıdır. Bu özellik birçok sınıraşan nehir havzasında da görülebilir. Ancak bu etki önem ve ağırlığı ülkeler için genellikle farklıdır. Orta Asya’da bu etkinin suyun başında ve aşağısındaki ülkeler için taşıdığı önem ve ağırlık açısından büyük farklar yoktur. Yani bir diğer deyişle bölge suya bütün ülkelerde hemen hemen eşit ağırlığa sahip bir ölçekte bağımlıdır. Bu durumda bu sorun iki ülke arasındaki bir sorun olmaktan çıkarak bölge ölçeğinde çözüm bekleyen bir soruna dönüşmektedir. Çünkü bölgenin topoğrafik ve meteorolojik özellikleri de bir anlamda ülkeleri biribirine mecbur kılmıştır. Örneğin Kırgızistan ve Tacikistan’ın bir bölümüne ancak Özbekistan sınırından ulaşılabilmektedir . Yılın büyük bir bölümünde Kırgızistan ve Tacikistan’ın kuzeyinin güney ile olan ilişkisi kesilmektedir. Diğer taraftan Kırgızistan'ın sınırları içinde küçük kentler olarak Özbek özerk bölgeleri de bulunmaktadır. Bunların Özbekistan'a ulaşımı da Kırgızistan'dan geçerek sağlanabilmektedir. Tüm bu koşullar bölgede karşılıklı bağımlılığın zorunluluğunu, su konusundaki işbirliğinin ise kaçınılmaz olduğunu ortaya koymaktadır. Şimdilik Olmuyor ! Orta Asya ülkelerinden Kazakistan ve Türkmenistan’ın hidrokarbon rezervi açısından oldukça zengin olduklarının belirlenmesi bu bölgedeki su sorununun çözümünün yanısıra çözümsüzlüğüne de hizmet etmektedir. Bunun nedeni aşağı havza ülkelerinin zengin fosil kaynakları nedeniyle hidroenerjiye olan ihtiyaçlarının azalmasıdır. Orta Asya’nın kapalı bir coğrafyada yer alan ülkeleri arasındaki karşılıklı bağımlılık ilişkileri en azından hidroenerji alanında başlayıp gelişebilirdi.Kırgızistan ve Kazakistan gibi topoğrafyası,iklim koşulları ve su kaynakları Hidroenerji üretmeye uygun olan ülkeler bölgenin Hidroenerji üretim ülkeleri olabilir ve bu üretim tüm bölgeye dağıtılacak şekilde bir plan yapılabilirdi. Ancak su ihtiyacı olan ülkelerdeki hidrokarbon zenginliği, ihtiyaç duyulan bu enerjiyi Petrol ve doğalgazdan oldukça ucuza üretme olanağı tanıdığından özellikle enerji konusunda karşılıklı bağımlılığın gelişmesi zorlaşmıştır. Diğer taraftan bu ülkelerin hidrokarbon zengini olmaları enerji ve su alanında işbirliği ve karşılıklı bağımlılık ilişkisini destekleyici yönde bir katkı da sağlayabilecekken bu katkı yeterince ve sürekli bir şekilde gerçekleşmemiştir. Bir diğer deyişle birincil enerji kaynakları ( petrol,doğalgaz ,kömür ) ve su Orta Asya ülkelerinin işbirliği ve karşılıklı bağımlılık ilişkilerini geliştirmede şimdilik gerekli rolü oynayamamıştır. Bölgede Ortak Bir Su Stratejisi Mümkün mü ? Bölgede her ülkenin eşit katılımını sağlayacak ve bölgesel dengeleri gözetecek şekilde kurumsal ve hukuksal yapıya sahip bir ortak su stratejisi ihtiyacı vardır. Bölgede su ve suyla ilgili anlaşmalar konusunda kilit ülkeler Kırgızistan ve Tacikistan’dır.Bu nedenle bu strateji belirlenirken bu iki ülkenin politikaları çok belirleyici olacaktır. Gerek bölgenin kapalı coğrafik yapısı, gerek ülkelerin dengeli karşılıklı bağımlılık zorunluluğu, gerekse iklimsel değişikliklerin su kaynakları üzerindeki olumsuz etkisi bölge ülkelerinin ortak bir su stratejisine zorunlu olduğunu ortaya koymaktadır. Bölge ülkeleri arasında oluşturulacak ortak bir su stratejisi, bu ülkelerin ekonomik ve toplumsal kalkınmalarının sürdürülebilirliği açısından son derece önemlidir Diğer taraftan Orta Asya ülkelerinin bölgedeki diğer ülkelerle de işbirliği içinde kendi kendi su kaynaklarını kendilerinin değerlendirmesi gereği de vardır. Ancak bu strateji bölgede sadece suyla ilgili anlaşmazlık konularını değil, öncelikle her ülkenin su kaynaklarının verimli bir şekilde geliştirilmesi, kullanılması, yönetilmesi ve suyla ilgili tüm projelerde teknik ve bilimsel yaklaşımların geçerli kılınmasını da içermelidir. Ortak su stratejisi oluşturma bağlamında atılacak ilk adım, bölge ülkelerinin su uzmanlarını, suyla ilgili temel kurum yöneticilerini, ilgili akademisyenlerini,stratejistlerini bir araya getirecek bir Ortak -Teknik Komite oluşturulması olmalıdır. Bu teknik komitenin çalışmaları her ne sebeple olursa olsun kesintiye uğramamalıdır. Ancak bu denli büyük zorunluluğa rağmen Orta Asya ülkelerinin Ortak bir Su Stratejisi oluşturmasının ve kalkınma ve gelişmeleri için su ve enerji kaynaklarını bir fırsata dönüştürebilmelerinin önünde birçok zorluk bulunmaktadır.Bölge ülkelerinin bu ekonomik ve politik zorlukları aşması için zaman ihtiyaçları vardır. Ancak bu zaman boyunca her ülke su kaynakları yönetiminden kaynaklanan sorunların kalıcı hale gelmesi önleyecek politikalar uygulamaya açık olmalıdır.Bölgede yapılacak ortak projeler hem bu sorunların kökleşmesini engelleyecek hem de ülkeleri bölgesel Ortak bir Su Stratejisi oluşturmaya daha da yakınlaştıracaktır. Su İşbirliği Neden Olmuyor ? Orta Asya’ya genel olarak bakıldığında bir kapalı bölge ve bu bölgede içiçe girmiş ülkeler görülmektedir.Bu durumun ülkeler arasındaki ilişkilerde işbirliğinin artması yönünde etkili olması beklenirken bunun yeterince oluşmadığı görülmektdir.Bu durumun bölgenin tarihsel geçmişi ve bugünkü jeopolitik durumu gibi içsel dışsal bölgeye özgü birçok nedeni vardır. Bu nedenlerle hem bölge ülkeleri arasında hem de bu ülkelerdeki gruplar arasında güven unsuru yeterince yerleşmemiştir. Bu durum bölgede karşılıklı işbirliği alanındaki ilerlemeyi de kısıtlamaktadır. Örneğin bölgede su yönetimi konusunda işbirliği organizasyonları bulunmasına rağmen sınıraşan sular konusunda işbirliği ve diyalog açısından birçok sorun yaşanmaktadır. Bunun bölgeye özgü bazı temel nedenleri aşağıda sıralanmıştır . Bölgesel su sistemi SSCB döneminde merkezi bir anlayışla planlanmış olup bugün 5 ayrı devlet tarafından su yönetimi yapılmaya çalışılmaktadır. Orta Asya ülkelerinin ekonomileri sulu tarım uygulamalarına doğrudan bağlı olup bunun sonuçları ülke yönetimini doğrudan etkilemektedir. Bölgede nehirlerin akışaşağısında bulunan ülkeler askeri ve ekonomik açıdan suyun başında yer alan ülkelerden daha güçlüdür. Bu durum ülkeler arasındaki su sorunlarında da açıkça asimetrik bir güç ilişkisi yaratmaktadır. Orta Asya’da Su Yönetimi Konusunda Bazı Tesbitler Orta Asya ülkelerinde tarımsal su kullanımı özellikle Kazakistan, Türkmenistan ve Özbekistan için hayati önem taşımaktadır.Bu ülkeler sulamada verimsiz yöntemler kullanmaktadır.Bunun kısa sürede değişme olasılığı çok düşüktür. Sir Darya ve Amu Darya Nehirlerinin yukarı havzasındaki Kırgızistan ve Tacikistan ile aşağı havzadaki Özbekistan,Kazakistan ve Türkmenistan arasındaki güven eksikliği sürmektedir.Bölgedeki bu ilişkilerde işbirliğine en uzak ülke Özbekistan en çok dışlanmış ülke ise Türkmenistan olarak görülmektedir. Bölge ülkeleri arasında su konusunda anlaşma yapılması değil yapılan anlaşmalara uyulmaması bir sorun olarak ortadadır.Bu konuda en fazla uyulan anlaşma 1993 yılında Aral Gölünü kurtarmak için 5 ülke tarafından imzalanan Uluslararası Aral Gölünü Kurtarma Vakfı (IFAS)ın projelerine yönelik anlaşmadır.Bu projelerin yürütülmesinde Kazakistan lider rol oynamaktadır . Uluslararası Aral Gölünü Kurtarma Vakfı (IFAS) Aral Havzası konusunda bölge ülkelerini biraraya getirebilecek en uygun kurumsal yapı olarak önem taşımaktadır. Bölgede su yönetimi konusundaki durumun saptanması ve çözüme yönelik en kapsamlı uygulanabilir projeler ve öneriler ise AGİT Merkez ve Bölge Ofisleri tarafından gerçekleştirilmektedir.Bu konuda AGİT proje raporlarının takibi, bölgedeki ilişkiler açısından durumun tesbiti ve izlenmesi konusunda önem taşımaktadır . UNDP tarafından bölgede yapılan çalışmalar daha çok ikincil ve yardımcı projeler niteliğindedir.AB ülkeleri bölgede özellikle mühendislik ve müşavirlik alanında etkinlik sağlama konusunda oldukça yol katetmiştir. Kırgızistan Türkiye’nin sınıraşan su politikasını izleyerek kendisine bir model oluşturmaya çalışmaktadır.Aral Havzasındaki su kaynakları politik iklim kadar meteorolojik iklim değişikliğinin tehdidi altında bulunmaktadır.Bu tehditin en belirgin sonucu Orta asya sularının kaynağı olan buzullarda tesbit edilen hızlanan erimelerdir. Seyhun Nehri’ni sularını Kuzey Aral’da tutacak mühendislik yapıları ile göl seviyesi Kuzeyde yükselmiştir. Ancak Güney Aral’ın dolmasında mühendislik yapıları yerine bölge ülkelerinin verimli su yönetimi etkili olacaktır. Bu nedenle Güney Aral’ın dolması çok daha zor gerçekleşecektir. adsız Su Sorunu Politik Zemine Kayıyor ! Orta Asya’da bölge ülkeleri ve komşu ülkeler tarafından paylaşılan 18 sınır aşan nehir bulunmaktadır. Bu nedenle bölge ülkeleri ulaşım, güvenlik gibi konularda olduğu gibi su kullanımı konusunda da işbirliği içinde olmalıdır. Bölgenin çeşitli koridorlarla dünyaya açılması için birçok proje uygulanmıştır. Ancak yine de bölge en azından güvenlik ve tehdit algısındaki benzerlikler açısından da bir birlikteliğe ihtiyaç duymaktadır. Bu koşullar dikkate alınarak bölgede orta ve uzun vadede gerçekleşecek akılcı bir planlama ile karşılıklı bağımlılık ilişkileri geliştirilmelidir. Bu ilişkilerin gelişmesinde bölge ülkelerinin üretim alanlarında benzer üretim özellikleri taşımaları olumsuz bir faktör olarak düşünülebilir. Ancak teknolojik gelişmeler yardımı ile bölgede farklı ürün ve üretim alanları geliştirilerek işbirliği olanakları arttırılabilir. Ama bunun için de bölgesel bir liderlik gerekmektedir. Aslında bölgede hidro-politik ilişkilerin sağlıklı ve çözüm odaklı olabilmesi için bölge ülkelerinin demokratikleşmesi büyük önem taşımaktadır. Orta Asya devletleri halen siyasi alanda geçmiş yönetimden gelen alışkanlıklarının büyük bir kısmını sürdürmektedirler . Orta Asya ülkeleri halen bir geçiş süreci içinde bulunmaktadır. Siyasal dönüşüm süreci içinde bulunan bu yeni devletlerin aralarındaki önemli farklılıklara karşın, en önemli benzerlikleri geçmişte demokratik bir geleneğin ve rekabetçi bir anlayışın yokluğudur. Bu etmen uluslararası ortamdaki hâkim eğilime uygun olarak demokratik ilkelere dayalı bir devlet yapısı kurulmasının önündeki en önemli engeli oluşturmaktadır . Bu ülkelerdeki demokratik gelişmelerin bölge hidro-politiğine de olumlu yansımaları olacaktır. Su konusunda işbirliğine zorunlu olan Orta Asya’nın bu yansımalara ihtiyacı çoktur. Orta Asya’nın su sorununun çözümü için zamana ihtiyaç vardır.Bu zamanın kısaltılması zor görünmektedir. Ancak bu zaman süresinde sorunun artması ve kronik hale gelmesi önlenmelidir. Bu nedenle yakın gelecekte bölge ülkelerinin su konusunda bölge çapındaki projelerde ne yapması gerektiği değil kendi ülkesinde problemin artmaması için neleri yapmaması gerektiği daha önemli olacaktır. Bir diğer deyişle bu ülkeler öncelikle kendi ülkelerinde suyu kendi çıkarları için daha verimli kullanma konusunda somut adımlar atmalıdır. Bugünkü şartlar altında Orta Asya’da su yönetimi sorunununa havza bazında tüm ülkelerin destekleyeceği merkezi projelerle çözüm olanağı bulmak zordur.Bunun için ülkelerin kendi sularını daha verimli kullanmaya yönelik projeleri uygulamaya koymaları için üretilecek projeler teşvik edilmeldir.Bu adımlar bir üst organizasyon tarafından koordine edilebilir. Ülkelerdeki bu gelişme belirli bir aşamaya geldiğinde Orta Asya ülkelerinin bölge için Ortak bir projeye tam destek vermeleri mümkün olacaktır. Bu nedenle bugün Orta Asya ülkelerinin bölgedeki su sorununun çözümüne gerçek katkısı Havza Ölçeğindeki Ortak Projelere vermesi beklenen destekten daha çok kendi ülkesinde suyu daha verimli ,akılcı,planlı kullanmaya yönelik atacağı küçük ama somut adımlarla gerçekleşecektir. Yukarıda belirtildiği gibi Orta Asya su konusunda bir işbirliğine zorunludur. Bölgede en azından yerel ve ülkesel ölçekte su sorununun artmamasına ve suyun politik gerilim yaratamamasına çaba gösterilmesi gerekirken bölgede su’yun tehdit unsuru olarak kullanıldığı politik bir zemine kayma olasılığı da düşük değildir. Çünkü bölgedeki hızlı değişimi kontrol etmek isteyen güçler su üzerinden bazı planlarını uygulamaya koyma arzusu taşıyabilirler. Bu da suyun doğrudan ya da dolaylı olarak bölge politikalarına alet edilmesi anlamına gelecektir. Aslında bu sorun bölgeyi aşmış ve ABD’den İsviçre, AB’den Dünya Bankasına kadar birçok ülkenin gündeminde yer almaya başlamıştır. Örneğin: ABD'nin Özbekistan Büyükelçiliği 2009 yılında Taşkent’te 'Orta Asya'da Ekolojik Meseleler' konulu bir toplantı Organize etmiştir. Toplantıya doğal olarak su sorunu damgasını vurmuştur. Orta Asya ekoloji uzmanı ve 'Asia News' Dergisi Editörü Richard Stone, toplantıda “Bölgede var olan ekolojik sorunun temelinde su yetersizliğinin yattığını dile getirmiş ve Orta Asya ülkelerinin su konusunda koordineli bir işbirliği içerisinde olmaları gerektiğine vurgu yapmıştır. ABD'li uzman aksi durumda bölgede suyun politik tehdit unsuru haline gelmesinin kaçınılmaz olacağı değerlendirmesinde bulunmuştur. Diğer taraftan Orta Asya’nın su sorunu İsviçre’nin de gündemine girmiştir. Ekim 2009 ‘da bölge ülkelerini gezen İsviçre Dışişleri Bakanı Micheline Calmy Rey, ülkesinin Orta Asya`daki su sorununda arabulucu rolü oynamak istediğini taraflara aktarmıştır.Orta Asya’nın su sorunları AGİT üyesi ülkeler tarafından da AGİT’in bölgede yaptığı çok kapsamlı çalışmalar üzerinden izlenmektedir. Çin ve Rusya çeşitli su yapılarının finansmanını sağlayarak bölge hidropolitiğinde doğrudan aktör olmaya çalışmaktadır.İran da özellikle Tacikistan için aynı düşünceyi taşımaktadır. Su, 21. yüzyılda üzerinde önemli stratejiler geliştirilen bir doğal kaynak olacaktır. Bir diğer deyişle bu yüzyıl suyun jeopolitik bir kaynak olarak daha fazla gündeme geleceği bir yüzyıl olacaktır. Bu da su sorunlarının politik zeminde daha çok ele alınacağı ve gündem oluşturacağı anlamına gelir ki bu bölgelerden birisi de Orta Asya olacaktır. İşbirliği’nin Gerekliliği (ne zaman) Anlaşılacak ? Çok genel bir değerlendirme yapıldığında; bölge ülkelerinden suyun başında olan ve diğerlerine göre yoksul olan Tacikistan ve Kırgızistan’ın daha çok Rusya’nın etki ve ilişki alanı içinde yer aldığı, aşağıdaki diğer ülkelerin ise Özbekistan hariç Rusya ile olan ilişkilerinde daha mesafeli davrandıkları ve Rusya’nın etki alanına girmekten uzak durdukları görünmektedir. Suyun başındaki ülkeler zaman zaman Rusya’ya da güvenerek su konusunda ileri bazı taleplerde bulunsalar da sonunda bu kaynağı birlikte yönetmeye zorunlu olduklarını bilmektedirler. Yukarıda da belirtildiği gibi Kırgızistan ve Tacikistan yapacakları barajlarla suyu depolayıp hidrostratejik bir üstünlük elde etseler bile bu politikalarını sürekli kılmaları mümkün görünmemektedir. Çünkü memba ülkeleri dünya pazarlarına aşağı havzadaki diğer ülkeler üzerinden ulaşmaktadır. Bu nedenle suyun başındaki ülkelerin suyu barajlarda tutarak elde ettikleri avantajın kalıcı olmayacağı görülmektedir. Yani bu ülkelerin yapılan bir anlaşmayı bozup suyu barajlarda biriktirerek dönemlik bir fayda sağlaması akılcı olmadığı gibi enerji ithalatından ulaşım imkanlarının ortadan kalkmasına kadar birçok olumsuz sonuçlar yaratacağı da açıktır. Bu nedenle yukarı havza ülkelerinin böyle bir hidro-politika izlemeleri zordur. Diğer taraftan bu politikanın bölgedeki sıcak çatışma ihtimalini gündeme taşıyabileceği düşünüldüğünde ise Özbekistan ve Kazakistan’ın askeri gücünün Tacikistan ve Kırgızistan’a nazaran çok fazla olduğu görülmektedir. Bu da bu politikanın kolayca uygulanamayacağını ortaya koyan bir diğer neden olmaktadır. Diğer taraftan bölgede böyle bir çatışmanın kolayca gerçekleşmesi de güçtür. Çünkü özellikle küresel güçler enerji kaynakları yoğun bu bölgede çok önemli bir pozisyon kaybetme ihtimali dışında genellikle mevcut istikrarın devamını isterler. Su kaynakları da akılcı bakıldığında çatışmanın değil bu istikrarın sağlanmasının en önemli aracı olmalıdır. Bölgede suyun sürekli bir istikrarsızlık yaratacak şekilde kullanımı bölge ülkelerinin olduğu kadar bölge dışı güçlerin de işine gelmemektedir.Ancak suyun kontrolü de bölgede çok önemli bir üstünlük sağlayacaktır.Bu nedenle bu güçler öncelikle su yönetiminde kontrolü sağlayacak nüfuz alanı yaratma politikalarını uygulamaya koymaktadır. Ancak yine de bölgede jeopolitik dengelerin kontrol dışı değişmesi veya bölgenin bir gücün etkisi altına girmesi olasılığı ortaya çıktığında su sorunu ve etnik guruplar birer saatli bomba olarak kullanılacaktır. Bu nedenle bölgede su konusunda istikrarı tehdit edecek şekilde oluşacak ciddi gerilimlerin analizi yapılırken bölge dışı güçlerin bölgeyle ilgili stratejilerinin etkisi gözardı edilmemelidir. Bölgede su’dan bir çatışmanın imkansız olmadığı, ancak bunun bölge dışı güçlerin istem ve kontrolü dışında gerçekleşmesinin zor olduğu dikkate alınmalıdır. Bölgede istikrarın devamı için öncelikle su kullanımının dengesizlik ve çatışma unsuru olmaktan çıkartılması gerekmektedir. Bölgede istikrarın bölge ülkeleri ve bölge dışı güçler açısından da önemli olduğu dikkate alındığında bölgenin hidropoltiğinin bölge içi kadar bölgenin dış politikasıyla da iç içe şekilleneceği görülmektedir. Su Konusundaki Sıfır Toplam ve Kazan Kazan Anlayışı Gereği Orta Asya’da Kıyıdaş ülkeler arasında karşılıklı güvenin oluşmasının ülkelerin sahip olduğu mevcut anlayış tarafından engelleniyor olması bölgesel su yönetimi konusunda sıfır toplam (zero sum) sonucunu doğurmuştur.Bu sonuç bir ülkenin diğer ülkenin kaybettiğini kazanması ile elde edilen sonucun toplamının sıfır olması anlamına gelir . Orta Asya ‘da ülkeler ellerindeki doğal kaynakları akılcı bir şekilde kazan-kazan (win to win) anlayışı ile kullanma şansına sahiptir. Orta Asya’da su yönetimi sorununu çözmek için gelecekte yapılacak anlaşmalardan önce bu bariyerin aşılması çok önemlidir.Bunun için de sihirli bir formül yoktur. Bu durum ülkeler arasındaki işbirliğinin ve adil bir karşılıklı bağımlılık ilişkisinin artmasına ve Orta Asya ülkelerinin daha akılcı bir şekilde yönetilmelerine bağlı bir zaman sorunudur. SAAT Bölgenin Saatli Bombası : Su Sorunu Uzmanlar Asya'nın içine sıkışmış bu kapalı coğrafya üzerinde; bölgesel ve küresel güçlerinin "Büyük Oyun" diye adlandırılan düşüncelerinden sık sık söz etmektedir. Bu güçlerin amaçlarını gerçekleştirebilmek için üzerine çalışacakları Orta Asya'nın en zayıf noktası ise; Sovyetler Birliği'nin 70 yıllık bir zamanda gerçekleştirdiği karışık etnik yapı olarak açıklanmaktadır . Hepsi Türk olan ve yaşadıkları bölgeye göre isim alan Özbek, Kazak, Kırgız, Türkmen, Tatar gibi gruplar buradaki her devletin içerisinde farklı sayılarda bir dağılım göstermektedir. Asya kıtasının merkezinde "Orta Asya" olarak bilinen unutulmuş bölge Sovyetler Birliği'nin yıkılması, yeni devletlerin kurulması petrol, doğalgaz ve diğer zenginlik kaynaklarıyla ve bu kaynaklar nüfuslarına oranlandığında çok fazla olması gibi nedenlerle yeniden dünya gündemine gelmiş ve dünyanın dikkatleri buraya çevrilmiştir. Zengin yeraltı ve yer üstü kaynaklarının varlığı Hazar Gölü'nün yüz yıldan uzun bir süredir petrol ve doğal gaz deposu olduğunun bilinmesi ve bu kaynakların bölgede yer alan devletler tarafından işletilmeye başlanması bölgeyi cazibe merkezi yaptığı gibi aynı zamanda ekonomik bir güç haline getirecektir. Bölgede toplam yaklaşık 64 milyon nüfusa sahip Genç Orta Asya Cumhuriyetleri hem pazar olma özellikleri hem de Rusya başbakanlarından Primakov tarafından "Stratejik Üçgen" olarak adlandırılan Çin – Rusya - Hindistan yarı çemberinin tam ortasında bulunmaları dolayısıyla son yıllarda dikkatleri üzerilerine çekmektedir . Mackinder, Kara hakimiyeti teorisinde Orta Asya'nın kuzeyini Kalp Sahası "Heartland", güneyini İç Hilal "Rimland" kabul ederek kalp sahasına ulaşmak için önce iç hilali ele geçirmek gerektiği görüşünü savunmuştur . Dünyanın herhangi bir bölgesine hakim olmak isteyen ve mevcut yönetimlerle sorun yaşayan güçlü devletler; buradaki devletleri birbirlerine düşürerek ve iç sorunlarla uğraştırarak zayıflatma, yıpratma, zaman kaybettirme, kaynaklarını azaltma, silah satma, petrol fiyatlarını istedikleri şekilde ayarlama gibi kendileri lehine bölge ülkeleri aleyhine faaliyetlere girişmektedir. Dış politika analizcileri önemli olayların dış politik kararlar oluşturmada büyük etkileri olduğunu vurgularlar . Nitekim Irak - İran savaşı sırasında bu durum açıkça yaşanmıştır. Güçlü devletler hem savaşı sürekli körüklemişler hem de taraf olmuşlar, hatta İran'a açıkça karşı olan ABD gibi devletler gizlice silah satmışlardır. İran - Irak savaşı boyunca petrol fiyatlarını ayarlayan OPEC devre dışı bırakılarak petrol fiyatlarının dibe vurmasıyla en büyük gelir kaynağı petrol olan İran, ekonomik yönden büyük darbe almıştır. Geçmişe bakıldığında bu ve benzeri emperyal stratejileri ve taktikleri açıkça görmek mümkündür. Saatli Bomba’nın Patlayıcı Malzemesi: Etnik Yapı Uzmanların 2006 yılında “önümüzdeki yıllarda en büyük gelirleri petrol ve doğal gaz olacak olan Orta Asya devletleri için herhangi bir savaş veya iç karışıklık durumunda benzer oyunların yeniden sahneleneceği ” şeklindeki değerlendirmeleri doğru çıkmış ve Kırgızistan’da Kırgız ve Özbekler arasında bugüne kadar küçük ve büyük ölçekte birçok çatışma yaşanmış ve kan dökülmüştür. Türk Dünyasında aynı soydan gelen ve aralarında Taciklerin dışında kesin ayırıcı farklar bulunmayan Türk boyları SSCB döneminde sistematik olarak karıştırılıp etnik kimlik çatışması adı altında bugün kullanılan bir sorun yumağı haline getirilmiştir. Örneğin; Özbekler, Özbekistan'da nüfusun %72'sini oluştururlarken, Tacikistan'da %24, Kırgızistan'da %14 ve Türkmenistan'da %9'luk bir nüfus oranı meydana getirmektedir. Bölgede sadece Türkmenistan diğer topluluklardan en az nüfus oranını barındıran ülke durumundadır. Ancak etnik açıdan bu denli karışık hale getirilen Orta Asya diğer taraftan yüzyıllardır Türk kimliği ile yoğrulması nedeniyle etnik yapı olarak çok fazla kırılgan ve hemen dağılmaya hazır bir yapı da değildir. Bu yapı ancak bölgenin ekonomik olarak geri bırakılması ve yaşam standardının daha da düşmesi sonunda artan gerilimin provake edilmesi ile dağıtılabilir.Bu nedenle bölgede bu gerilimi besleyecek faktörlerin ortadan kaldırılmasına yönelik sosyo-ekonomik politkaların uygulanması çok önemlidir.Bunun için özellikle yukarı havza ülkelerin kalkınması ve gelişmesi gerekir. Bu nedenle de su yukarı havza ülkeleri başta olmak üzere bölgedeki tüm ülkeler için çok önemli bir kaynak özelliği taşımaktadır. Saatli Bombanın Pimi: Su Sorunu Bölge için istikrarın önemi yukarıdaki bölümlerde açıklanmıştı.Ancak jeopolitik önemi gittikçe artan böyle bölgelerde çok sağlam bir güvenlik ve istikrar ortamı oluşması dünyanın benzer diğer bölgelerinde de görüldüğü gibi mümkün değildir. Bu nedenle çok önemli petrol ve doğalgaz rezervlerine sahip olan ve kaynaklarını dünya pazarlarına henüz sunmaya başlayan Orta Asya ülkelerinde küresel güçlerin bölge planlarına uygun olarak çeşitli yoğunluklarda iç karışıklıkların çıkarılması ihtimali yüksektir.Bunun ötesinde Asya bölgesi 21. Yüzyılda Jeopolitik eksenin kaydığı yeni bölge olarak ortaya çıkmıştır. Bu bölgede çıkabilecek veya çıkarılabilecek karışıklıklara en geçerli nedenler arasında; etnik farklılıklar , sınır anlaşmazlıkları, Hazar Gölü'nün paylaşımı ve sınır aşan sular sorunu gelmektedir. Bölge ülkelerine hükmetmenin en kolay yolu bu devletlerdeki etnik yapının çeşitliliğinden ve bölgeye özgü yaşamsal önemi olan uyuşmazlık konularından yararlanmaktır. Bu kapsamda Orta Asya’daki etnik yapının da birbiriyle girift şekilde karışmasının tesadüflerle açıklanması zordur. Çünkü etnik karışıklık dünyanın her coğrafyasında istenildiğinde saatli bir bombaya dönüşebilmektedir. Etnik bomba, diğer yardımcı koşullar iyi ayarlandığında pimi çekilip istenilen zamanda patlatılabilmektedir. Yukarıda sayılan iç karışıklık nedenleri arasında etnik farklılıklar ve sınıraşan su sorunu öne çıkmaktadır. Bu iki husus birlikte ele alındığında ise çok etkili bir karmaşa mekanizması haline gelmektedir. Bunlardan karmaşa çıkartmak için etnik farklılıklar en belirleyici unsur sınıraşan su sorunu ise en etkin unsur olarak görünmektedir. Bu koşullar su’yun Orta Asya'da büyük bir çatışma kaynağı oluşturmakta olduğunu göstermektedir.Bölgede son 3 yıldır uzun yıllar boyunca en kurak dönemin yaşanmış olması gerilimi arttırarak bu sorunu bir kez daha gündeme taşımıştır.Gerilim artmıştır. Özet olarak; istenildiğinde bölgede etnik guruplar arasında kullanım sorunları yaşanan su konusu kullanılarak yaygın ve kalıcı sorunlar yaratmak hiç de zor olmayacaktır. Çünkü bölgede her iki unsur da kullanılmaya hazır bir saatli bombanın mekanizmaları olarak beklemektedir. Bu bombanın tahrip kalıbı etnik olarak farklı olduğu ileri sürülen ancak aynı ırktan gelen gruplardır. Bombanın patlatma mekanizması , yani pimi ise su sorunudur. Bu unsurlardan su sorununun ortadan kalkması saatli bombanın en etkili mekanizmasının ortadan kaldırılması anlamına geleceğinden bölge istikrarı için çok önemli sayılmaktadır. Ancak Orta Asya’nın çok bilinmeyenli su denkleminin çözülmesi zaman alacaktır. Bu süre içinde bölge ülkelerinin bölgedeki ve dünyadaki küresel güçlerin figüranı olmaktan uzak durmaları gerekmektedir. Dikkatli olunması gereken alanlardan biri de su kaynakları alanıdır. Bunun için öncelikle bölgede su konusunda dış güçlerin etkisini ve müdahalesini arttıracak sorunların yaşanmasına izin vermemeleri gerekmektedir. Kazakistan, Özbekistan ve Kırgızistan geçmişte yaşadıkları kötü deneyimleri yeniden yaşamak istemiyorlarsa jeo-politik, jeo-stratejik, jeo-ekonomik ve jeo-kültür güçlerini birleştirmek zorundadırlar. Bunu gerçekleştirebilmek için ise öncelikle stratejik su kaynakları konusunda daha olumlu ilişkiler oluşturmaları gerekmektedir. Bu nedenle bölgenin politik dinamikleri arasında hidro-politika çok önemli bir yer tutmaktadır. Orta Asya’da uygulanacak doğal kaynak politikaları bölge ülkelerinin gelişme ve kalkınmasının itici gücü olacaktır. Bu politikalar bir yandan ülkeleri geliştirirken diğer taraftan bu ülkelerin uluslararası ilişkileri alanında da etkili olacaktır. Uluslararası alanda Orta Asya planları yapan yerli ve yabancı küresel güçler vardır. Yerli güçlerden Rusya ve Çin bölgede jeopolitik avantajlara sahipken ABD’nin Rusya’nın geçmişle bağlantılı dezavantajlarından da yararlanarak bölgede kısmen yerleşme şansı bulunmaktadır. Orta Asya’ya dikkatli bakıldığında küresel güçlerin bu bölge için tüm avantajlarını kullanmaya başladıkları görünmektedir. Bu nedenle de bölgenin stratejik suları, bu güçlerin bölgedeki manevra ve hakimiyet alanlarını geliştirmek için daha uzun dönem ilgi alanı içinde olacaktır. Bu ilgi sürdükçe bölgede pimi su’dan olan saatli bombanın işlemesi devam edecektir. Bu saatli bombayı durduracak en temel unsur ise bölgede akılcı politikalarla suyun işbirliği aracı olarak kullanılması olacaktır. Bir diğer deyişle bölge ülkelerinin en akılcı davranışı bölgenin barış ve istikrarını sürekli tehdit altında tutan kurulmuş bir saatli bombanın ateşleme mekanizmasını çıkartmak olacaktır. Orta Asya’da Fergana Vadisi'ne yerleştirilmiş bu saatli bombanın etkisizleştirilmesi bölgesel barışın sağlanmasında kilit bir rol oynayacaktır. Bunun yapılamaması ise bu vadiden başlayan ve Güney Asya ‘ya kadar uzanabilecek kanlı çatışmaların yaşanmasına neden olabilecektir. Orta Asya ülkeleri bölgede su’dan saatli bomba düzeneğini oluşturan küresel güçlerin elinden bu tehdit ve tehlike unsurunu almak zorundadır. Kaynak: Dursun YILDIZ 2012 Orta Asya'nın Stratejik Suları Truva Yayınları .İstanbul Dursun YILDIZ 2012 Orta Asya'daki Saatli Bomba :Su Sorunu .Truva Yayınları İstanbul KAPAK 1KAPAK 2
Yorumlarınızı Bizimle Paylaşın

Sadece üyelerimiz yorum yapabilir, hemen ücretsiz üye olmak için Tıklayın

(E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır)
Yorumu Gönder
Henüz Yorum Yapılmamış

Ziyaretçi İstatistikleri

Aktif ziyaretçi sayısı: 8 Bugünkü ziyaretçi sayısı: 279 Toplam tekil ziyaretçi sayısı: 155967