ÜLKEDE SU BARIŞI DÜNYADA SU BARIŞI 

WORLD WATER NEWS

İsrail’in  Asırlık  Stratejik Hedefi : Litani Nehri-Lübnan

İsrail’in  Asırlık  Stratejik Hedefi : Litani Nehri-Lübnan

 

Dursun Yıldız

Su Politikaları Uzmanı

Hidropolitik Akademi-Türkiye

 

9 Temmuz 2024

Manda dönemi boyunca daha fazla göç alabilmek için  Filistin'in  kapasitesinin arttırılması konusunda çok çaba sarfedilmişti. O dönemde Litani Nehri, Fransız mandası altındaki bölgeye dahil edilmişti ve gelecekteki Yahudi Anavatanının bir parçası olarak yer almıyordu.

 

Palästina dergisinin 1927 tarihli bir baskısında  tarım uzmanı Herman Hirsch’in  Filistin'deki gübre durumuyla ilgili bir raporu yer aldı[1]. Bu raporda  güherçile üretme araçlarının geliştirilebileceğinden söz ediliyor ve bu süreç çok fazla elektrik gerektirecektir, ancak “belki de Kuzey Filistin'deki Litani bu amaca uygun olabilir” deniyordu. Yahudi Anavatanının sınırları dışındaki bir su kaynağına  yapılan atıflar Litani Nehri'nin Siyonist düşüncede sahip olduğu güçlü konumu göstermekteydi. Bu ilgi daha sonra da devam etti.

 

Litani, Siyonist liderlik tarafından unutulmadı. 1942'de olağanüstü bir Siyonist konferansında konuşan, o zamanlar Yahudi Ajansı'nın (yani kabinenin) başkanı olan David Ben-Gurion, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonraki Filistin'in geleceği hakkındaki görüşlerini açıkladı. Burada ele alınan konular arasında tarımsal üretim de vardı ve Ben-Gurion'a göre en büyük potansiyel Filistin'in güneyindeki Negev çölünde yatıyordu. Burası  bir çöl olduğundan  yerleşim ve tarım için büyük bir  sulamaya ihtiyaç duyuyordu Suyun getirilebileceği  nehirler kuzeydeki nehirler (Yarkon, Ürdün, Yermuk, Litani)”olarak düşünüldü[2].  Konuya kısaca değinilmişti, ancak Siyonistlerin  Yahudi Anavatanı dışından su elde etmeye yönelik güçlü stratejileri de ortaya çıkmıştı.

Siyonistler ayrıca ABD’li toprak koruma uzmanı Walter Clay Lowdermilk'i toprak kaynağının geliştirilmesine  yardımcı olması için davet ettiler. Walter Clay Lowdermilk'in Filistin: Vaat Edilen Topraklar (Palestine: Land of Promise) adlı raporu 1944'te yayınlandı. Bu rapor İsrail’in daha  sonraki su planlarında önemli bir rol oynayacaktı. Lowdermilk raporda Filistin topraklarının Yahudi göçmenleri barındırma  kapasitesinin geliştirilmesine yönelik önerilerini  de özetledi[3]

 

Lowdermilk rapordaki  önerisinde ABD’nin  Tennessee Vadisi Otoritesi projesinden esinlenerek  bir Ürdün Vadisi Otoritesi kurulmasını önermişti. Bu öneride  Ürdün Nehri havzasını  bir bütün olarak ele alıp  tüm su  kullanımları için kapsamlı çözümler bulmak yer almaktaydı.

 

İsrail’in Kuruluşundaki Su Güvenliği Planı

1917 Balfour Deklarasyonu ile İngiltere’den Filistin mandası topraklarında kurulacak bir ‘Yahudi Ulusal Evi’ sözü alan Siyonist liderler, 1919’da Deklarasyon sonrası çizilen sınırların değiştirilmesi talebinde bulundular.Daha doğrusu  önemli su kaynaklarının Filistin mandasına, sonrasında da Yahudi devletine dahil edilmesini talep etiler.

 Siyonist liderler henüz kurulmamış olan İsrail’in  sınırlarını su havzalarına göre çizmeye ve Litani Nehrini de bu sınırlar içine almaya çalıştılar   Bu telep reddedildi ve Yahudi göçleri sonucu bölgede nüfusun oldukça artmasıyla su problemi acil hale geldi. İsrail su  kıtlığı problemini çözmek için uluslararası anlaşmaları ihlal eden bir projeyi hayata geçirdi. Lowdermilk Planı (1944) Ürdün Nehri’nin sularının yönünün tek taraflı olarak değiştirilip havza dışına çıkarılmasını, Yahudi yerleşimlerine su sağlanmasını ve Necef Çölü’nün sulanarak tarıma uygun hale getirilmesini öngörüyordu. 1953’te yapımına başlanan, İsrail ile Arap komşuları arasında çatışmalara sebebiyet veren, günümüzde halen çalışmakta olan İsrail Ulusal Su Taşıyıcısı Lowdermilk planı doğrultusunda yapılandırıldı. İsrail, dev boru hatları, açık kanallar, yer altı tünelleri ve pompa istasyonlarından oluşan bu 130 kilometrelik Taşıyıcı Su Hattı  ile ülkenin kuzeyindeki su kaynaklarını güneydeki tarım arazileriyle buluşturdu.

 Litani Nehri'nin İsrail siyasetine etkisi  

Litani Nehri   Siyonizm'de özel bir yeri olan nehir olup  İsrail’in kuruluşundan önce ve sonra  takip edilen  stratejik bir hedef olmuştur.

Litani Nehri konusunda iki farklı Siyonist ve İsrail perspektifi mevcuttu. Bu konuda amaç aynı olmasına rağmen bu amacın nedenleri farklılık gösteriyordu. Konuya su güveniği açısından bakanlar Litani nehri’nin  suyunu almayı öne çıkartmakta ve Güney Lübnan topraklarına nispeten daha az ilgi duymaktaydı.

Güney Lübnan topraklarına ilgi duyanlar  öncelikle burada arazi satın almayı öncelemekte Litani Nehri’ne ise daha çok askeri stratejik açıdan önem vermekteydi.  Bu eğilimler daha Paris Barış Konferansı sırasında açıkça ortaya çıktı. 1919'da tarım bilimci Aaron Aaronsohn bu yola öncülük etti. Filistin ve Güney Lübnan'ı incelemiş ve Yahudi Anavatanının geleceğini güvence altına almak için Litani Nehri'nin gerekli olduğuna ikna olmuştu. Onun asıl düşüncesi ekonomikti ve bu da su temini anlamına geliyordu. Konferansa kadar Sidon kasabasına büyük ilgi duyan Weizmann, sonunda Aaronsohn'un kasabanın güney hattını çizme konusundaki önerisini kabul etti ve destekledi. Burada siyasi ve stratejik nedenlerden dolayı hâlâ daha kuzeyde bir sınır olduğunu iddia  edenler de vardı, ancak fikirleri kabul görmedi.

Manda Dönemi boyunca bu konudaki görüş farklılıkları  daha belirgin hale geldi; ancak yine de bunlar bariz karşıtlıklar yerine farklı eğilimler şeklindeydi. Bu dönemde  Litani'nin sanki Filistin toprakları içinde akıyormuş gibi kullanılmasını savunan raporlar mevcuttu.İsrail’in ilgi alanını kuzeye, Güney Lübnan'a doğru genişletmesi yaklaşımı her iki tarafta da genel olarak onaylanmış görünüyordu.

Siyonistler hidroelektrik enerji projeleri geliştirmeye başladılar. Bu planlar  ya Litani'yi hesaba katmıyor ya da nehrin ortak kullanmı için Lübnan ile işbirliği öneriyordu. Bu raporlar, Ürdün Nehri’nin yan kollarını da kapsayacak şekilde sınır düzenlemeleri yapılmasını öneriyordu.

 

Ancak Litani farklı bir havzaya aitti ve bu nehrin  kaynağından  kontrol edilmesi  öneriler arasında yoktu. Bu yaklaşım Litani'yi Negev Çölüne  yönlendirmekten söz eden David Ben-Gurion'un önerisinin tam tersiydi. Ben-Gurion’a  göre Yahudi Anavatanı Litani'ye kadar uzanıyordu ama nehre olan ilgisi öncelikle onun askeri stratejik öneminden kaynaklanıyordu. Kendisi bu noktaya daha 1918 yılında değinmişti  ve uzun siyasi kariyeri boyunca bu görüşünü değiştirmedi. Başbakanlık yaptığı iki dönem arasındaki dönemde bu fikrini daha da geliştirdi. Yeni planı; Güney Lübnan'ın Litani'ye kadar işgal edilmesi ve Beyrut'taki sadık Maruni hükümetiyle ittifak yapılarak , İsrail'e karşı oluşan Arap birliğini parçalamanın ilk adımlarının atılmasıydı.

1948 savaşında İsrail Ordusu( IDF), Litani'ye ulaştı ancak Güney Lübnan'ın tamamını işgale çalışmadı ve ateşkes anlaşmaları kapsamında geri çekildi. Daha sonra Lübnan'a doğru genişleme yaklaşımı  İsrail'de genel olarak onaylanmadı (bu görüş Ben-Gurion tarafından da dile getirildi). Bu düşünce farklılığının nedenleri ; o dönemde bu tür bir genişlemenin getireceği pek çok zorluğun yanı sıra, Lübnan'la bir anlaşma  umudu taşınması olarak açıklanmıştı.  

İsrail’in Güney Lübnan’a yönelik su veya toprak stratejileri

Hem ateşkes anlaşmasının imzalandığı dönemde hem de sonrasındaki ilk birkaç yılda, İsrail çevrelerinde böyle bir anlaşma umudu vardı. Lübnan'ın hem barış hem de su işbirliğini kabul etmeye istekli olabileceği düşünülüyordu. Bu yaklaşım konuyu Litani suyu olarak ele alanların baskın çıktığını gösterdi.Ancak1950'lerin ortalarında Lübnan'la  herhangi bir işbirliğinin olmayacağı giderek daha belirgin hale geldi. İsrailliler, ABD’nin Ürdün Nehri için Johnston Planı girişimi kapsamına Litani Nehri'nin de dahil edilmesini savundular, ancak pek başarılı olamadılar. İkinci tur görüşmelerde Johnston, İsrail'in Litani'ye yönelik iddiasını reddetti ancak müzakerelerdeki bir başka kilit noktayı kabul etti: İsrail’in, Necef Çölü'nü sulamak için Ürdün sularını havzanın dışına yönlendirmesine izin verilmesi gerektiği  kabul edildi. Bunun Arapların protestolarına yol açması kaçınılmazdı. Daha sonraki görüşmelerde ne Litani sorunu ne de havza dışı kullanım sorunu yeniden gündeme geldi. Johnston Müzakereleri herhangi bir resmi anlaşmayla sonuçlanmadı ancak Ürdün Nehri Havzası'nın kıyıdaşlar arasında nasıl paylaşılabileceği konusunda önemli bir referans noktası haline geldi.

Bu gelişmeler ile Litani Nehri siyasi olarak erişilemez hale gelirken, Güney Lübnan’la ilgili yönelim kara perspektifine doğru kaydı ve Ben-Gurion'un büyük planı gündeme geldi. İsrail’in Güney Lübnan için farklı politikaları Parlamentoya da yansıdı. Parlamentoda güvercin kanadın temsilcilerinden Sharett, Johnston müzakerelerinde Litani'yi hevesle takip edecekti, ancak Ben-Gurion'un güç kullanma çağrılarına şiddetle karşı çıktı. Oysa şahinler İsrail'in kullanabileceği suyun artırılmasına yönelik diplomatik çabalara karşı çıkmıyorlardı; ancak yine de , askeri stratejik açıdan düşünerek, Litani Nehri ve Güney Lübnan üzerinde doğrudan bölgesel kontrolün ele geçirilmesinden yanaydılar.

Bu dönemde “Su perspektifine” inananların genel olarak anlaşmalara uymaya ve hedeflerine diplomatik olarak ulaşmaya daha hazır oldukları ve işbirliğine daha fazla ilgi duydukları görülüyordu. Litani’nin bir savaş hedefi olarak önerilmesi  suyun daha az önemli bir rol oynadığı kara perspektifli kamptan geliyordu. Ancak İsrail, o günlerde olduğu gibi bugün de  askeri anlamda  daha güçlü taraf olmasına rağmen  Litani Nehri tamamen Lübnan’ın kendi sınırları içerisinde aktığı için siyasi olarak zorlanıyordu. Lübnan bu konuda  hâlâ siyasi açıdan üstünlüğü elinde tutmaktadır.

ABD: Litani Suyu Gazze’ye Aksın

Johnston Planı  Sonrası ABD İsrail’e Litani Nehri sularının daha sonraki bir tarihte konuşulması olasılığından söz etti. İsrail'in iddialarını ertelemesine ve Litani Nehri projesine dahil olmasına rağmen ABD, Litani'nin yönünü değiştirmeyi düşünmeye hâlâ açıktı ve Şubat 1955'te İsrail'deki Amerikan Büyükelçiliği, Litani sularının Gazze Şeridi'ndeki durumu iyileştirebileceğine işaret etti.

Bu bölgeye ilişkin beklentiler oldukça kötüydü ve rapora göre ekonomik kalkınma ve mültecilerin kalıcı olarak Gazze Şeridi’ne  yerleşmeleri için tek çözüm Lübnan nehrinin kullanılması olacaktı. Bu önerinin, İsrail'in suyun başkalarına aktarılmasına izin vermesi ve Lübnan'ın da sularını diğer Araplarla paylaşma konusundaki istekliliği sayesinde mümkün olabileceği kaydedildi. Ayrıca bu girişimin pahalı olacağı ancak “İsrail'in komşu Negev bölgesine getireceği Ürdün Nehri suyu projesinden daha pahalı da  olmayacağı konuşuldu. Ancak Litani suyu ne Gazze’ye ne de Negev Çölüne aktarılabildi 

Litani Nehri gündemden düşmez

Litani Nehri Siyonizm ve İsrail tarihinin içinden akar. Ancak bu  nehrin Siyonistlerin ve İsraillilerin bu bölgede aldığı her stratejik kararın arkasındaki itici güç olduğunu iddia etmek de zordur. İsrail’in kuruluş döneminde  Litani Nehri birkaç gez gündeme gelmiş daha sonra rafa kaldırılmış ancak tekrar gündemin üst sıralarına çıkmıştır.

Örneğin; İsrail’in Litani hedefi 1956'nın küllerinden yeniden doğmuş ve 1978'de İsrail Ordusu çarpıcı adı 'Litani Operasyonu' olan bir operasyonla Güney Lübnan'a girmişti.  1982'de İsrail, Güney Lübnan'ı  Litani nehrine kadar kalıcı olarak işgal etti.  Bu kararların arkasındaki  bir dizi faktörün arasında İsrail’in  Litani Nehrine sahip olmak istemesin olduğu da söylendi. Her ne kadar İsrail bu dönem içinde Litani suyunu kullanmış ancak  bir başka bölgeye çevirmemişti. İsrail 2000 yılında Lübnan’dan çekilmiş olsa da  Litani ile ilgili planlarından tümüyle vazgeçtiği söylenemez.

Bugünlerde İsrail’in Güney Lübnan’a beklenen askeri harekatının hedeflerinin daha öncekilerden farklı olma ihtimali yüksektir. Bu harekatın askeri ve siyasi hedeflerine  bağlı olarak İsrail  Litani Nehri ile ilgili asırlık stratejisini uygulamaya koyabilir. İsrail bundan sonraki askeri güvenlik ve su güvenliği planlarını Gazze ve Batı Şeria’daki Filistinli nüfusun hangi topraklarda yaşamaya yönlendireceğine göre yapacaktır.

Negev Çölü Alternatifi gündeme gelir mi ?

2023 yılının Ekim ayında  Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi Negev (Necef) Çölü’nden, İsrail'in Gazze'deki operasyonlarını sona erdirene kadar Gazze’li Filistinlilerin gönderilmesi için alternatif bir yer olarak söz etmişti.

Bu bölge, Filistinlilerin Batı Şeria ve Gazze Şeridi'nden kitlesel olarak tahliye edilmesi projelerinde veya ‘arazi takası’ olarak bilinen projelerin farklı biçimlerinde gündeme gelmişti. Uzmanlar 1950'li yıllardan bu yana Negev Çölü fikrinin, Filistinlilerin sürgün edileceği alternatif bir hedef olarak önerildiğini ancak sonuç alınamadığını belirtmektedir.

Necef Çölü, işgal altındaki Filistin topraklarının güneyinde 14 bin kilometrekareden fazla bir alanı kaplamasına rağmen Filistinlilerin tahminlerine göre nüfusu 100 bini geçmiyor. Buradaki  yaklaşık 46 köyün nüfusu 400 ile 5 bin arasında değişiyor.

İsrail'in bu kez Gazze’de uyguladığı işgal ve Güney Lübnan için planladığı askeri harekatlarının  kalıcı hedefleri daha öncekilerden farklı olacaktır. Bu hedeflerden bazılarının  Gazze ve Batı Şeria’daki Filistinli nüfus yükünü komşu ülkelere kaydırmak veya bu hedefe yönelik kalıcı adımlar atmak olduğu söylenebilir. Ancak bunun başarılması geçmişte olduğu gibi bugün de zor görünmektedir. Bu durumda İsrail Filistinlileri başlangıçta kısmen  Negev Çölüne yönlendirebilir. Böylece bir plan dahilinde Gazze’de sosyal-demografik değişim ve  mutlak askeri güvenlik  sağlama projesini daha kolay uygulamaya koyabilir. Bu bölgede ihtiyaç duyulan su konusunda daha önceki planları raftan indirebilir. Bu nedenle İsrail’in gerçekleştireceği Güney Lübnan harekatı, bölgede su denklemi dahil olmak üzere birçok konuda hazırlanan orta ve uzun vadeli planların uygulanmasına yönelik bir adım olacaktır.    

 

Kaynak: Anders Grını Hamre (2011) Unforgettable Litani The Litani Rıver In Zionist And Israeli Water Strategy 1881-1956. M.A. Thesis In History Department of Archaeology, Conservation and History.  University of Oslo Spring 2011

 

[1] Hermann Hirsch. „Palästinensische Düngungsfragen‟ Palästina Heft 12 1927, www.compactmemory.de, 572-581. „Vielleich wäre dafür der Litani im Norden Palästinas geeignet‟.

[2] David Ben-Gurion, Palestine in the post-war world: address (London: The Jewish Agency for Palestine, 1942), 5-7; Morris 2000, 106-111, 167-173.

[3] See e.g.: Lowi 1993, 45-47; „Hydrostrategic Territory in the Jordan Basin: Water, War and Arab-Israeli Peace Negotiations, 75-76.

Yorumlarınızı Bizimle Paylaşın

Sadece üyelerimiz yorum yapabilir, hemen ücretsiz üye olmak için Tıklayın

(E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır)
Yorumu Gönder
Henüz Yorum Yapılmamış