"Dünyada herkese yetecek kadar kaynak var, ancak herkesin hırsını karşılamaya yetecek kadar değil."  Mahatma GANDİ

Genel

Ekososistem hesaplı doğa koruma ve tarımsal planlama gerekli

 

 

Eyüp Yüksel

14 Mart 2020 

Türkiye sadece kamu maliyesinde değil, sağlık, refah ile ilişkili tarımsal üretimde ve doğa korumada da süreçleri rasgele değil, ekosistem hesaplamalarıyla, OECD yöntemleriyle yönetme modeline geçmeli. Zamanın şimdiki zamanla sınırlı olduğunu zannederek geleceğini -çevresel verileriyle birlikte- planlamadan tarımsal üretim ve doğa koruma yapmayan ülkeler kaybedecek.

Geleceğini -çevresel verileriyle birlikte- planlamadan tarımsal üretim ve doğa koruma yapmayan ülkeler kaybedecek. Bizde uygulamaya, mevzuata, alışkanlıklara sokulmamış, sokulamayan müthiş bir bilgi birikimi var dünyada. Büyük bir hızla bilgi üretiliyor ama alaturka zihniyetle bu bilimsel ve teknolojik bilgilerin kullanım hayatına, uygulamaya nasıl sokulacağını bilemiyoruz ve uygulama, yatırım, koruma denilince sadece para, bütçe, finans, yetki, makam gücü, mevzuattan gelen yetkiyi düşündüğümüz, bu kalemlere takılıp kaldığımızdan daha bu eksikliğimizin, büyük kayıplarımızın farkında bile değiliz.

TÜRKİYE AB ve OECD, EUROSTAT ve bu kurumların çalışmalarına katılan gelişmiş ülkelerin enstitülerinin geliştirdiği metotlarından, politikalarından, bundan önceki onca yakın ilişkilerine rağmen nasibini alamadı maalesef.

MEVCUT DURUM

Türkiye'de ve genellikle Avrupa Birliğinde doğadaki ve tarladaki para yönetilirken coğrafi bilgi sistemi, haritalar, uydu görüntüleri kullanılır. OECD'nin önerdiği, geliştirdiği büyük ölçekli hesaplamalara dayanma kültürü, alışkanlığı ve disiplini yoktur. Örneğin gross Azot, Fosfor bütçesi, dengesi...

Türkiye'de bu iş sadece su bütçesi konusunda yapılıyor sanırım.

Tür envanter, biyoçeşitlilik, dağılım, bitki örtüsü, hayvan türü göçü izleme ve haritalama çalışmaları, çiftçinin pestisiti ne kadar kullanması gerektiğinib hesaplanması, çiftçinin eğitimi vb çalışmalar yapılır, üniversitelerde birtakım genel bildik konuların spesifik, ayrıntı çalışmaları yapılır ama bu varlıkların, maddelerin etkisi, fonksiyonu, doğadaki ve tarım ekosistemindeki akış süreçleri incelenmez, ölçülmez ve hesaplanmaz. Halbuki OECD'nin çalışmalarına biraz ilgi gösterilebilse, evimizde, hanemizde olduğu gibi tarım ve ekosistem fonksiyonlarınım nerede, ne şekilde, ne zaman, ne kadar kullanılacağı ve uyguladığımız politikaların ve ayrıca yönetim olarak tek tek verdiğimiz kararların bireysel mülkiyet birimlerindeki varlığı ve etkisi de  belirlenemez. Durum böyle olunca ulusal mevzuatın uygulanmasının etkileri de birim biyocoğrafi, doğanın morfolojisi, sosyoekonomik desen vb düzleminde iş şansa bırakılır, bol keseden girdi ve kaynak gereksiz yerlerde mikro ölçekten küçük küçük miktarların makro ölçekte tutan büyük yekunu ile rasgele harcanır ve kimi zaman faydalı bir kaynağın bol kullanılmasının verdiği zararların telafisi de ulusal ve yerel bütçeye gereksiz yükler getirir.

OECD, AB vb yurtdışı toplantılara isterse doktora yapsın, üniversitede araştırma görevlisiyken kamuya geçen yabancı dil bilmeyen, mesleğine, konusuna ilgi duymayan, kendini somut olarak uygulama yaptığı alanda sürekli geliştirmeyen kişiler gönderilmemeli. Üniversitede sadece ilgili konunun ehil akademisyenleri ile kamuda işe başlamasından emekliliğine kadar, hatta İngiltere DEFRA'da olduğu gibi, emekliliğinden sonra da çalışacak kişiler gruplar halinde birlikte gönderilmeli ve masrafları kamu maliyesi karşılamalı ve YÖK kamu ile çekirdek birimlerde ortak çalışanlara karışmamalı, Sayıştay denetimi ise sıkı tutulmalı.

Türkiye'de tarım ayrı, çevre ayrı ayrı yönetilmektedir. Avrupa Birliğinde ise birlikte yönetilmektedir. 

Tarım ve çevre ayrıca merkezi kamu yönetimi ile belediyeler tarafından ayrı ayrı, bilimsel ve teknik işbirliği yapılmadan, sadece çatışan durumlarda karşılıklı yazışmalarla malumat düzeyinde haberleşmelerle birbirinden kopuk yönetilmekte, ülkenin birikimleri ve değişen ölçeklere göre farklılaşmış kabiliyetleri kullanılamamakta, kaynak ısrafına yol açmaktadır.

AB'den uzaklaşmamız ne yazık ki onların deneyim ve birikimlerine ilgi duyma, kendimiz için de yeni yöntemler, politikalar, yönetim teknikleri oluşturma hevesimizi ve enerjimizi köreltti. Seçim kazanan yeni belediyelerin de alaturka yöntemlerle yetinmemesi, bakanlıkların 2003 ila 2011 yılları arasındaki AB deneyimlerini titizlikle inceleyip, irdeleyip, analiz ederek faydalanmaları gerekmektedir.

Yerel seviyede birim arazide, nerede  ne kararı  verileceği çok önemli. Bu konu ülkemizde mülkiyetin getirdiği mevzuat uygulaması ve diğer bir çok nedenden ihmal ediliyor:Oysa Prof. Dr. Mustafa Öztürk başkanlığında bir AB çevresel bilgiye erişim karar destek sistemi ulusal veri tabanı projesi vardı Türkiye'nin.

Tarımsal ekosistemler:

Hem üretim (gıda), hem doğaya, doğal ekosistemlere servis (Ekosistem Servisleri, ESS) sunucu.

Elimizdeki kaynağı, mekanı, yakın geleceği bilmeden bugünün gerçek başarısını yakalamak mümkün değildir:

Arazi kullanımının şekli sadece bugünün ekonomisini değil, yakın geleceğin de ekonomisini ve tarımını belirler. O nedenle doğal ve yarı doğal alanların yönetimi sadece kırsal kalkınma için değil, kent ekonomisi ve gıda, sağlık sektörleri için de önemlidir.

Yönetim modellerinde kaynak hesabı şarttır:

Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) Müsteşarlığı kapatılmış olsa bile ve belediyeler sadece yerel düzeyde faaliyet gösteriliyor olsa bile, makro ölçekte planlama yapmazsak, tek tek projelerle başarıya ulaşmak olası değildir. Görünürdeki başarılar uzun vadeli zaman düzleminde kaynak kayıplarını önleyemez. Bizim başarımızı asıl geleceğin nüfusu, yönetimleri, agroekosistemlerin gücü, sağlığı belirleyecek.

Ürün satışı, ticareti, pazarlaması, gelir dağılımını vs düzenlemede, kentliye sağlıklı, ucuz gıda temini, kırsal alanda yerel yöneticinin yüzünü güldürmek, doğanın bize sunduğu imkanları tasarruflu, koruyarak, saklayarak yönetmemiz için elzem olan hesaplama, izleme (monitoring) ve yönetim metotlarını geliştirmeyi gereksiz kılmaz:

Elimizde tarım çevre göstergelerine temel teşkil edecek ilgili, güvenilir, rastgele olmayan (politikayı uygularken mutlaka işe yarayan!) veri setleri olmazsa, karar aşamasında trade-off yapamayız, sağlıklı kararlar veremeyiz, kendimizi aldatırız.

Veriler ve indikatörlerle izleme programımız olmazsa, belediyeler de havza bazında kaynakları koruyamaz, yakın geleceğin gıda üretimini ve kırsal refahı riske atar. Bugün belediyelerimizin büyüklüğünü küçümsemeyelim, Ankara, İzmir, İstanbul ve Konya Büyükşehir Belediyelerimiz Avrupa'daki bir çok ülkeden daha büyük ekonomileri, hizmet sektörünü, altyapıyı vs yönetiyor. Buna göre ülkesel sorumlulukları da büyüktür, her biri bir bakanlık gibi.

Kırsal alanları sadece sosyoekonomik yöntem ve önlemlerle yönetebilmek mümkün değildir. Sahip olduğumuz ekosistem servislerimizin kapasitesini, gücünü, potansiyelini tıpkı MegaWatt cinsinden elektrik enerjisi, Merkez Bankasındaki külçe altın cinsinden bilmek, hesaplamak, geleceğe dönük temporal ve mekansal planlamasını yapmak zorundayız. Bunu saptayabilmek için, soyut, kitabi ve genel bir ekosistem yaklaşımı yerine, Türkiye, yönetime uygun olan, doğal ve tarımsal peyzaj planlamasını Peyzaj Ekolojisi, LUCAS ve Biyotop, CORINE arazi örtüsü haritalamaya göre programlama ortamıba geçmelidir. Sadece birtakım verilerin modern sayısal haritaları, uydu görüntüleri ve Coğrafi Bilgi Sistemi ile, mobil enformasyon sistemlerinin güncel hayatta pratik faydaları ile modernleşemez ve topyekun kalkınma sağlanamaz. Neyi, hangi verileri, güncel gerçekliklerin ve kitaplardaki, üniversitelerde öğretilen bilimsel bilgi yoluyla, doğa, çevre yönetimi metotlarını, bilim politika arayüzünü devreye katıp katmamamız önemlidir. Bundan hükümetler de, belediyeler de kaçamaz ve büyükşehir belediyeleri, TÜİK, tarım, doğa bakanlıkları, TAGEM birlikte çalışmalıdır.

Bundan üniversitelerimiz de kaçamaz. Bu iktisadi araçlar ve diğer biyofiziksel araçlar temelinde doğa, tarım, çevre yönetim metotlarını, kısaca bu sektörlerde ihtiyaç duyulan bilim politika arayüzü kavramını, kültürünü, ruhunu, tekniklerini üniversitelere, öğretim üyesi ve öğrencilere de öğretmeliyiz. 

Bu eğitim programlarını bu kesişen sektörlerde uygulamayı gören, bilen birikime, deneyime, görgüye, kültüre sahip, sayıları bir elin parmaklarını geçmeyen kişiler;  bakanlıkların, kamu araştırma kurumlarının ve tarımla ilgilenen belediyelerin işbirliği ortamında üniversitelerin akademisyenlerine, araştırmacılarına, tez yazan öğrencilerine ve konunun içindeki devlet memurlarına sürekli eğitim vermelidir.

 

Tarımda iddialı olan ve Atatürk Orman Çiftliği (AOÇ)'ne can suyu veren, dirilten Ankara Büyükşehir Belediyesi ve Tire, Seferihisar kooperatifleriyle şampiyon İzmir Büyükşehir Belediyesi yukarıda saydığım yöntemleri kullanmalı, üniversitelere ve hükümet kuruluşlarına, profesörlere, doçentlere öğretmeli, onları çalışmaya, kendilerini aşmak için bu konularda çalışmaya zorlamalı, teşvik etmeli, yönlendirmeli, buna koşut olarak özel sektörü ve teknokentleri Avrupa'daki benzer yönetim teknolojilerini öğrenmeye teşvik ve talep etmeli; bu sektördeki projelerin konularını da  AB'ye, UNDP'ye, GEF'e vs değil, Köy Enstitüleri ruhuyla kendimize, bizlere, yani ulusal, öz, nitelikli insan kaynaklarımıza bırakmalıdır. İlk basmakta ve en geniş, yani makro ölçekte alınan ilk kararlar çok önemlidir, temeldir, sağlam politikaları ve güçlü stratejileri oluşturur. Aktif olarak yardım etmeye, işbirliğine her an, her zaman hazırım.

 

Saygılarımla.

Eyüp Yüksel

 

Yorumlarınızı Bizimle Paylaşın

Sadece üyelerimiz yorum yapabilir, hemen ücretsiz üye olmak için Tıklayın

(E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır)
Yorumu Gönder
Henüz Yorum Yapılmamış

Ziyaretçi İstatistikleri

Aktif ziyaretçi sayısı: 20 Bugünkü ziyaretçi sayısı: 470 Toplam tekil ziyaretçi sayısı: 64238