"Dünyada herkese yetecek kadar kaynak var, ancak herkesin hırsını karşılamaya yetecek kadar değil."  Mahatma GANDİ

Genel

Suyun “Kamusal Mal" Olma Özelliği

Kamu Hizmeti Nedir? Kamu hukukunun en önemli olmakla beraber en karmaşık ve bulanık kalmış konularından biri “kamu hizmeti” kavramıdır.[1] Kamu hizmeti kavramı üzerindeki tartışmalar, idare hukukçularının öteden beri üzerinde fikir birliği sağlayamadıkları belli başlı konulardan birisidir. Günümüzde ekonomi ve hukukun iç içe geçtiği kavramlardan biri olan “kamu hizmeti” kavramı siyasal bilimler disiplininde “devletin işlevleri/görevleri” şeklinde kullanılmaktadır. Kavram olarak “kamu hizmeti”, değişik tanımlamalarla farklı disiplinlerin inceleme alanlarına konu edilmekte, kamu maliyesi ve kamu ekonomisi disiplininde “kamu kesimi” veya “kamusal mallar” şeklinde kullanıldığı da görülmekte[2] olup bu alanda hepsi de aynı anlamda kullanılmaktadır.[3] Bir tanıma göre kamu hizmeti; genel ve ortak ihtiyaçların karşılanması amacıyla topluma eşit biçimde sunulan, toplumun ihtiyaçlarına göre değişkenlik gösterebilen, sürekli hizmetler[1]   olarak tarif edilmiş, bir başka tanıma göre ise; bir kamu kurumunun ya kendisi tarafından yada yakın gözetimi altında, özel girişim eliyle kamuya sağlanan hizmetler[2]olarak tanımlanmıştır. Kamu hizmetinin bir faaliyetin “mahiyetine” bakılarak belirlenebileceği hususu öngörülmektedir. Bu anlayışta, bir faaliyet “ancak devlet tarafından yerine getirilebilecek” ve “zorunlu” bir nitelik içeriyorsa, kamu hizmeti sayılabilir. Bu bakımdan, devlet tekeli altında bulunması ve başkalarınca yerine getirilememesi, kamu hizmetinin bir niteliğini ve ölçütünü oluşturmaktadır[3] adsız adsız Hukuksal olarak "Belli bir zamanda ve mekânda ortaya çıkan, sürekli ve düzenli bir şekilde tatmin edilmesi gereken genel ve kolektif özellikler arz eden bir ihtiyacın karşılanması için yapılan faaliyetler" kamu hizmeti olarak tanımlanmaktadır. Bir faaliyetin kamu hizmeti sayılabilmesi için; kamu tüzel kişisi ya da onun denetimi altında özel kişiler tarafından yürütülmesi ve toplumsal ihtiyacı karşılamaya yönelik bir faaliyet olması yani kamu yararının olması gerekmektedir[1] Hangi faaliyetin özel, hangi faaliyetin kamusal olduğu konusunda keskin bir ayrım bulunmamaktadır. Kamu hizmeti özelleştirme ile özel faaliyet haline gelebilirken, özel bir faaliyet de devletleştirme ile kamu hizmetine dönüşebilmektedir. Bir hizmetin kamusal hizmet sayılabilmesi adına beş özelliğe sahip olması gerekir. Bunlar; hizmet faydasının bölünememesi, hizmet karşılığında bedel ödenmemesi, hizmette birbirine rakip olma, hukuki zor kullanma ve hizmetin finansmanının vergilerle karşılanmasıdır. Yarı Kamusal Hizmetler; kamusal ve özel faydanın beraber sağlandığı hizmetlerdir, bu açıdan hem dışsal fayda hem de özel fayda (eğitim ve sağlık) sağlarlar. Dolayısıyla burada fayda bölünebilir ve fiyatlandırılabilir. Özel Hizmetler; bireylerin ilave bir birim tüketimi diğerlerinin aynı malı ilave bir birimini tüketmekten mahrum kaldığı hizmetlerdir, tüketimde rekabet ve dışlama (tiyatro ve sinema)söz konusudur[1] Su  kamu  sağlığı  ile  çok yakından ilgilidir.  Kitlesel hastalıklardan kaçınabilmek için temiz içme suyu temini ve yaygın ve güvenilir bir kanalizasyon sistemi gerekmektedir. Erişebilecek temiz  suyun  ve  temiz  su  kaynaklarının  var  olması  ve  su  ile  suya  bağlı  olarak  toplumun  yaşayacağı  tehlikeler  devletlerin  sorumluluğundadır. Su   sektörünün   doğrudan   kamu   sağlığı   ile   ilişkili   olması   nedeniyle ekonomik  olarak  kârlı  olmayan  bölgelerde  dahi  su  ve  atık  su  hizmetlerinin sağlanması  bir  zorunluluk  olarak  görülmektedir. Bu özelliği ile   kamu   malı   niteliği   de   taşımaktadır. Bir insanın yaşamını sürdürebilmesi için gerekli olan “asgari” düzeydeki temiz su ihtiyacı günde yaklaşık 20 litredir. BMKP’nin (BM Kalkınma Programı / United Nations Development  Programme (UNDP)) 2006 yılında yayımladığı raporda, gelişmekte olan ülkelerde 1,1 milyar insanın temiz suya ulaşamadığı ve günde ancak 5 litre su kullandığı belirtilmektedir. Avrupa’da kullanılan su miktarı ortalama bir değer olarak 200 l/gün, ABD’de ise 400 l/gündür[2] Sağlıklı kanalizasyon sisteminden yoksun nüfus küresel ölçekte 2,6 milyar olup, daha da kötümser bir tablo ortaya çıkmaktadır. BMKP’nin Raporuna göre, ishal gibi önlenebilir hastalıklardan her yıl 1,8 milyon çocuk hayatını kaybetmektedir. Birleşmiş Milletler1 verilerine göre günümüzde 40 ülkeden iki milyardan fazla insan su kıtlığı ile karşı karşıya bulunmakta, 1,1 milyar insan yeterli içme suyuna ulaşamamakta. 2.4 milyar insan atık su hizmetinden faydalanamamaktadır[3]. Bu durumun sonucu olarak, hastalıklar artmakta, gıda güvenliği tehlikeye girmekte ve ülke ve bölgelerarası paylaşım sorunları ortaya çıkmaktadır. Konu ile ilgili çalışmalarda, 2050 yılında her dört kişiden birisinin yeterli içme suyuna ulaşamayacağı öngörülmektedir. Özetle; Su yönetiminin özelleştirilmesini savunan ve neoliberal politikalarla desteklenen anlayış;  suyu kıt bir kaynak olarak tanımlamakta ve bu kıt kaynağı ekonomik bir değer olarak ele  almak gerektiğini, suyun bir hak değil, bir ihtiyaç maddesi olarak görülmesi gerektiğini  savunmaktadır. Kamu  otoritesi  tarafından  yönetilen  sistemlere yönelik  eleştirilerin başında; düşük  hizmet  kalitesi, etkinsiz yönetim, aşırı kullanım ve israf, maliyetin altında fiyatlama ve buna bağlı olarak  gelişen  finansal  sorunlar,  etkin  işlemeyen  sübvansiyon  sistemi,  yüksek işgücü   maliyetleri,   düşük   işgücü   verimliliği,   yetersiz   regülasyon   çerçevesi, çevreye yönelik negatif dışsallıklar yer almaktadır. Tüm bu tanımlama ve savunular gerekçelendirilirken ileri sürülen en önemli  argüman, suyun fiyatlandırılması ile birlikte tüketiminin azalacağı, yani su israfına son  verileceği yönündedir. Buna göre, su hizmetlerinde tam maliyetlendirme yöntemi sayesinde  daha kaliteli su hizmetlerinin vatandaşlara ulaştırılabileceği, kamusal hizmetlerde yaşanan  yolsuzluk ve gevşekliğin özel sektör işletmeciliğinde yaşanmayacağı, bu sayede su ile ilgili  tüm tasarruf kalemlerinin artacağı ve su ekolojik sisteminin korunabileceği iddia edilmektedir. Suyun “ekonomik bir meta olduğunu” savunan görüş, suyun temini için  yapılan  yatırım  bedelinin  ve  işletme-bakım  giderlerinin  geri  ödenmesini  sağlayacak “su tarifelerinin”, yeni yatırımlar için kaynak oluşturacağını ve finansman sıkıntılarını gidereceği savını ileri sürmüştür.
Yorumlarınızı Bizimle Paylaşın

Sadece üyelerimiz yorum yapabilir, hemen ücretsiz üye olmak için Tıklayın

(E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır)
Yorumu Gönder
Henüz Yorum Yapılmamış

Ziyaretçi İstatistikleri

Aktif ziyaretçi sayısı: 6 Bugünkü ziyaretçi sayısı: 167 Toplam tekil ziyaretçi sayısı: 52286