"Dünyada herkese yetecek kadar kaynak var, ancak herkesin hırsını karşılamaya yetecek kadar değil."  Mahatma GANDİ

Genel

Suyun “Temel İnsan Hakkı” Olma Özelliği

Su hakkı başta antlaşmalar, bildirgeler olmak üzere pek çok uluslararası belgede tanınmıştır.  1994 Uluslararası Nüfus ve Kalkınma Konferansı Eylem Programında herkesin yeterli standartlarda yaşama hakkı içinde su ve sağlığın koruması da yer almıştır. Su hakkının yasal temeli olabilecek en açık uluslararası belge 2002’de BM Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Komitesi tarafından yayınlanan Genel  Açıklama 15’tir. Komite’ye göre herkesin kişisel ve evsel kullanım için yeterli, güvenli, fizikî olarak ulaşılabilir suya erişme hakkı vardır. Bu açıklamanın içinde “su hakkı”,  suya erişimin bir insan hakkı olmasını sağlama ve bunu herkes için gerçek  kılma anlamına   gelmektedir BM  Ekonomik,  Sosyal  ve  Kültürel  Haklar  Komitesi’nin  2002’de  su  hakkı konusunda  kurduğu  çerçeveye  somutluk  kazandırmak,  hak  temelli  yaklaşımın odak noktasıdır. Bu yaklaşım eşitlik, evrensellik, ayrımcılık yapmama ve işbirliği ilkelerine dayanmaktadır. Yine  aynı  Sözleşmenin  12. maddesinin  birinci  paragrafına  göre  su  hakkı,  aynı  zamanda  en  yüksek  sağlık standartlarına  sahip  olma  hakkının  da  ayrılmaz  bir  parçasıdır  (General Comment No: 15, 2002: 3. par.). Bu çerçevede Dünya Sağlık Örgütü (WHO), kuruluş  sözleşmesinde  uluslararası  toplum  tarafından  “en  üst  düzeyde  erişilebilir sağlık  standardına  sahip  olma”  nın  “temel  bir  insan  hakkı”  olarak  tanındığını ilan etmiştir. Literatürde suyun  bir  insan  hakkı  olup  olmadığı  konusunda fikir vermek adına James W. Nickel’in geliştirdiği metot dikkat çekmektedir. James W. Nickel   bir  sınama  metodu  önermektedir. Bu metoda göre yeni bir insan hakkı talebinin , bir insan hakkına dönüşüp dönüşemeyeceğine ilişkin  olarak altı adımdan oluşan  değerlendirme testinin yapılması gerekmektedir[1]:
  • 1-Mevcut olan ve devam eden bir tehdit var mı?
  • 2- Korunan değer önemli midir?
  • 3- Söz konusu hakkı evrensel olarak tanımlamak mümkün mü?
  • 4- Daha zayıf bir tedbir etkili olabilir mi?
  • 5- Getirdiği yükümlülükler kabul-edilebilir nitelikte mi?
  • 6- Ülkelerin çoğunluğunda uygulanabilir mi?
  • Bahsi geçen testin  ayrıca Jenny T. Grönwall  tarafından  “su hakkına” ilişkin olarak uygulamada sınaması yapılmıştır[1].James  W. Nickel’in sınama testinin ilk üç aşaması  çok net olarak suyun bir insan hakkı olarak kabul edilmesinde yardımcı olmaktadır.1-Mevcut Olan Ve Devam Eden Bir Tehdit Var Mı? Dünyanın %70’i  su,  geriye  kalan  %30’luk  kısmı  ise  kara  ile  kaplıdır. Dünyanın  su  kaynaklarının    %97’si  ise tuzludur  ve  okyanuslarda  bulunmaktadır.  Su  kaynaklarının  geriye  kalan  %3’lük  kısmı  tatlı  sudur,  fakat  bu  %3’lük  tatlı  suyun  %68’inden  fazlası  buz  ve  buzulların  içinde  hapsedilmiştir.  Tatlı  suyun  %31.4’ü  ise  yeraltında   bulunmaktadır.   Geriye   kalan   %0.04’lük   su   ise   yüzey   suyu   olarak  karşımıza çıkmaktadır. %0.04’lük yüzey suyunun %87’si göller, %11’i bataklıklar ve  %2’lik kısmını ise nehirler oluşturmaktadır.Dünyada insanlar ve diğer canlıların kullanabilecekleri tatlı su miktarı sınırlıdır. Sınırlı  olan bu doğal varlığa fiziksel, ekonomik, siyasi vb. nedenlerle hâlihazırda ulaşamayan  1.1 milyardan fazla insan ve yine temizlik amaçlı su kullanamayan 2.6 milyar insan  bulunmaktadır.
adsız Dünya   da   kişi   başına   düşen   ortalama  kullanılabilir   su   miktarı   7.600   metreküptür.   Fakat   bir   ülkenin   su   zengini  sayılabilmesi için kişi başına 8.000 ila 10.000 metreküp arasında kullanılabilir suya  sahip olması gerekmektedir. Ülkemiz 1.430 metreküp ortalama tüketim ile maalesef  su fakiri ülkeler arasında yer almaktadır. 2030 yılında nüfus hedefi 80 milyon olan  Türkiye’nin  bu  nüfus  artışı  ile  birlikte  kişi  başına  ortalama  1.100  metreküp  kullanılabilir  su  düşecektir.  Bu  sonuç,  2030  ve  daha  ileriki  tarihlerde  önlem  alınmadığı  takdirde  ülkemizin  su açısından sıkıntılı bir sürece girileceğinin  göstergesidir Dünyada insanlar ve diğer canlıların kullanabilecekleri tatlı su miktarı sınırlıdır. Sınırlı  olan bu doğal varlığa fiziksel, ekonomik, siyasi vb. nedenlerle hâlihazırda ulaşamayan  1.1 milyardan fazla insan ve yine temizlik amaçlı su kullanamayan 2.6 milyar insan  bulunmaktadır. 2- Korunan Değer Önemli Midir? Dünya   da   kişi   başına   düşen   ortalama  kullanılabilir   su   miktarı   7.600   metreküptür.   Fakat   bir   ülkenin   su   zengini  sayılabilmesi için kişi başına 8.000 ila 10.000 metreküp arasında kullanılabilir suya  sahip olması gerekmektedir. Temiz  suya  erişim  sorununun,  başta  bireylerin  yaşamlarını devam ettirebilmeleri sorununu, diğer taraftan temizlikle bağlantılı olarak zincirleme sağlık sorunlarını, su temelli tarım ve hayvancılıkla bağlantılı olarak işsizlik ve göç sorununu, ortaya çıkarmaktadır. Çağımızda su tüketimi geometrik olarak artmaktadır. 20. yüzyılın ilk 80 yılında dünyada kişi başına düşen su kullanımı 200% artmıştır. Bu artışın karşılanması için temiz su kaynaklarının kullanımı  566% oranında arttı. Yaşamın suya dayandığını düşünürsek, bu trend dünyanın geleceği için kritik bir tehlike oluşturmaktadır. 3- Söz konusu hakkı evrensel olarak tanımlamak mümkün mü? Su  hem  zorunlu  hem  de  ikamesi olmayan bir maldır. Dolayısıyla su hakkının  insan  haklarının diğer  öğelerinden olan devredilemezlik ve doğallık ilkelerini de bünyesinde barındırmaktadır. Su olmadan temizlik yapılamamaktadır veya insan su içmeden ancak iki ila üç  gün  yaşayabilmektedir.  Bu  gerçek,  bütün  insanlar,  hatta  bütün  canlılar  için geçerlidir. Dolayısıyla suyun ve ona bağlı olarak su hakkının evrenselliği tartışmasızdır. 4-Daha Zayıf Tedbirler Etkili Olabilir  mi?  Bir sorunun (özellikle ekonomik ve sosyal bir sorunun) hayatın olağan akışıyla veya başka bir deyişle piyasanın kendi koşulları ile çözülüp çözülemeyeceğini sorgulamaktadır[1] Suyun  kamu  malı  niteliğine  de,  iktisadi  mal  niteliğine  de işaret eden çok sayıda özelliği bulunmaktadır. Bu   konu   iktisatçılar   tarafından tartışılmaktadır. Su  hem  zorunlu  hem  de  ikamesi olmayan bir mal olmasının sonucu  kamusal   bir   maldır. Suyun   normal   değerinin   düşük   olması   suyu  özelleştirilebileceği   anlamına   gelmemekle   beraber   suyun   sahip   olduğu  yüksek  sosyal  değer  ise  yine  suyun  özleştirilmesini  engelleyen  önemli  faktörlerden  bir  tanesidir.      Bu  ise  suyun  hem  zorunlu  hem  de  ikamesi olmayan bir mal olmasının sonucunda ortaya çıkmaktadır. Su sektöründe özelleştirmeye karşı olan görüş, suyun bir kamu malı ve sağlıklı  suya kavuşmanın temel bir insan hakkı olduğundan hareketle, diğer ticarete  konu olan mallardan farklı nitelikler taşıdığını savunmaktadır. “Su tarifelerine”, suyun temini ve arıtılması gibi alt-yapı yatırım maliyeti ile işletme-bakım  giderleri dışında, su hizmeti sunanlar tarafından ticari amaçlarla “kâr” unsurunun eklenmesinin, toplumun fakir kesimlerinin suya ulaşımını güçleştireceği vurgulanmaktadır[2]. Bir insanın yaşamını sürdürebilmesi için gerekli olan “asgari” düzeydeki temiz su ihtiyacı günde yaklaşık 20 litredir. BMKP’nin (BM Kalkınma Programı / United Nations Development  Programme (UNDP)) 2006 yılında yayımladığı raporda, gelişmekte olan ülkelerde 1,1 milyar insanın temiz suya ulaşamadığı ve günde ancak 5litre su kullandığı belirtilmektedir. Avrupa’da kullanılan su miktarı ortalama bir değer olarak 200 l/gün, ABD’de ise 400 l/gündür[1]
Yorumlarınızı Bizimle Paylaşın

Sadece üyelerimiz yorum yapabilir, hemen ücretsiz üye olmak için Tıklayın

(E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır)
Yorumu Gönder
Henüz Yorum Yapılmamış

Ziyaretçi İstatistikleri

Aktif ziyaretçi sayısı: 5 Bugünkü ziyaretçi sayısı: 151 Toplam tekil ziyaretçi sayısı: 52270