ÜLKEDE SU BARIŞI DÜNYADA SU BARIŞI 

Genel

İKLİM DEĞİŞİKLİĞİNİN YERALTISUYU SULAMALARINA ETKİSİ

Ahmet Hamdi SARGIN ve Yeşim KAYA DSİ Jeoteknik Hizmetler ve Yeraltısuları Dairesi Başkanlığı Bu bildiri Türkiye Sulama Kooperatifleri Merkez Birliği (TÜSKOOP-BİR) tarafından 2007 yılında İzmir’de düzenlenen “Küresel Isınmanın Türk Tarımına ve Tarımsal Sulamaya Etkileri ve Alternatif Çözüm Önerileri Sempozyumu” nda sunulmuştur.
  1. GİRİŞ
Su kaynaklarının stratejik öneme sahip olması ve sınırlı miktarda bulunması bu kaynakların rasyonel kullanılmasını ve korunarak geliştirilmesini gerekli kılmaktadır. Günümüzde su kaynaklarının etkin ve sürdürülebilir kullanımı sağlanamamıştır. İklim değişikliğine paralel nüfusun hızla artması, plansız yerleşim ve sanayileşme, yüzey ve yeraltısuyu kaynaklarını daha fazla tehdit eder hale gelmiştir. Gelişmelere paralel olarak su kaynaklarının kullanımına yönelik yatırımlar hızla artarken su kaynaklarının korunmasına yönelik uygulamalar kaynakların sürdürülebilirliği açısından yetersiz kalmaktadır. İklim değişikliğinin muhtemel tesirleri olarak buharlaşmanın artması, yağışların mevsimlik dağılımının ve şiddetinin değişmesi, kar örtüsünün azalması ve taşkınların artması tahmin edilmektedir. Böylelikle mevcut su kaynakları ihtiyaç duyulan su talebine karşılık yetersiz kalabilecektir. Bunun neticesinde su kaynakları üzerinde baskıların artması, göçlerin yaşanması, proje maliyetlerinin artması ve su bedelinin gündeme gelmesi gibi problemler ortaya çıkacaktır. 34
  1. İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ
Atmosfere salınan gazların sera etkisi yaratması sonucunda dünya yüzeyinde sıcaklığın artmasına küresel ısınma denir. Küresel ısınma, dünya yüzeyinin güneş ışınları tarafından ısıtılması olarak da ifade edilebilir. Dünya, güneş ışınlarını tekrar atmosfere yansıtmakta ancak bazı ışınlar su buharı, karbondioksit ve metan gazının dünyanın üzerinde oluşturduğu doğal bir örtü tarafından tutulmaktadır. Bu da yeryüzünün yeterince sıcak kalmasını sağlamaktadır.  Yeryüzünün ısınmasına yol açan sera gazları doğada doğal olarak bulunurlar ve insanların çeşitli faaliyetleri sonucu ortaya çıkarlar. Sera gazları içerisinde en büyük miktarı okyanuslar, denizler, göller ve akarsulardan buharlaşma yoluyla atmosfere karışan su buharı oluşturmaktadır. Karbondioksit (CO2) ikinci en fazla bulunan sera gazıdır. Organik maddenin çürümesi, hayvan ve insanların solunumu, yanardağ patlamaları gibi birçok doğal olaylar sonucu atmosfere dâhil olmaktadır. Ayrıca insanlar fosil yakıt, katı atık, ağaç ve ağaç ürünleri yakmak ve motorlu taşıtlar     kullanmak suretiyle atmosfere dâhil olan karbondioksit miktarını arttırmaktadırlar. Metan (CH4), atmosfer içerisinde daha etkili yalıtkanlık yaratan bir gazdır. Kömür, doğal gaz ve petrolün üretimi ve kullanımı esnasında atmosfere dâhil olmaktadır. Metan büyükbaş hayvanlar başta olmak üzere kimi hayvanlarda sindirim yan ürünü olarak ortaya çıkmasının yanında atık alanlarındaki organik maddelerin bozuşmasından da meydana gelmektedir. Kuraklık ise herhangi bir coğrafi bölgede nem miktarındaki dengenin bozulmasıyla oluşan doğal bir iklim olayıdır. Her türlü iklim tipinde görülebilir. Kuraklığın en belirgin özelliği, diğer doğal afetlerin aksine aniden ortaya çıkmayıp genellikle yavaş gelişmesi ve uzun bir süreklilik göstermesidir. Kuraklık türleri hidrolojik, meteorolojik, klimatolojik, atmosferik, tarımsal ve su kaynakları kuraklığı olarak sınıflandırılabilir   İklim değişikliği nedeniyle günlük yağış miktarının azalacağı, buharlaşma ve terlemenin artacağı, yaz kuraklığının artacağı bunlarla doğrudan bağlantılı olarak orman yangınlarında artış olacağı, su kaynaklarındaki zayıflamaya bağlı olarak iç sularda yaşayan balık türlerinde azalma yaşanacağı, sularda meydana gelecek sıcaklık artışının üreme bozukluklarına yol açacağı ve arazi kullanımında meydana gelecek değişikliklerin erozyonu arttıracağı  belirtilmektedir. IPCC (Hükümetler Arası İklim Değişikliği Paneli) küresel iklim modelleri ile yapılan projeksiyonlara göre 2030 yılında Türkiye'nin büyük bir kısmı oldukça kuru ve sıcak bir iklimin etkisi altına girecektir. Bu çerçevede, Türkiye'de sıcaklıkların kışın 2 °C, yazın ise 2-3 °C arasında artması öngörülmektedir. Diğer yandan, yağışlar kışın az bir artış gösterirken yazın % 5 - 15 azalacaktır. Ayrıca, yaz aylarında toprak neminin de % 15 ile    % 25 arasında azalacağı tahmin edilmektedir.  Söz konusu senaryo çalışmalarına göre Akdeniz Havzasındaki su seviyesinde 2030 yılına kadar 18 cm - 12 cm, 2050 yılına kadar 38 cm -14 cm ve 2100 yılına kadar     65 cm - 35 cm'lik bir yükselme beklenmektedir (IPCC, 2001).
  1. DÜNYA SU KAYNAKLARI
Dünyadaki toplam su miktarı yaklaşık 1.4 milyar km3 olup bu suyun      1.3 milyar km3’ü (% 97.5) tuzlu su ve 0.035 milyar km3’ü (% 2.5) ise tatlı su kaynaklarından oluşmaktadır. Yeryüzündeki tatlı suların % 97’si yeraltısularından oluşmaktadır. Nehirler toplam tatlı su rezervlerinin sadece % 0.6’sını oluşturmaktadır. Göllerde, akarsularda, barajlarda ve göletlerde bulunan kullanılabilir ve içilebilir özellikteki tatlı suların % 0.3 oranında olması, tatlı su kaynaklarının % 90’ının ise kutuplarda ve yeraltında bulunması, kolaylıkla yararlanabilecek elverişli tatlı su miktarının çok az olduğunu göstermektedir. Dünyadaki toplam suyun yaklaşık 500 000 km3’ü her yıl denizlerde ve toprak yüzeyinde meydana gelen buharlaşma yoluyla atmosfere geri dönmekte ve hidrolojik çevrim içerisinde yağış olarak tekrar yeryüzüne düşmektedir. Yeryüzüne düşen yağış yılda 110 000 km³ olup, bunun      42 700 km³’ü yüzeysel akışa geçerek nehirlerle denizlere ve kapalı havzalardaki göllere ulaşmaktadır. Bu miktarın yılda 9 000 km³’ü teknik ve ekonomik olarak kullanılabilir durumdadır. Yaşanan su kıtlığının nedenleri üç başlık altında toplanabilir; a) yenilenebilir kaynak miktarının kıtlığı, b) suyun kullanım şeklindeki yanlışlar, c) yüksek nüfus artışının kişi başına düşen kaynakları azaltması 4.ÜLKEMİZİN  SU KAYNAKLARI Ülkemizde 643 mm olan yıllık ortalama yağış yılda ortalama 501 milyar m3 suya tekabül etmektedir. Bu suyun 274 milyar m3‘ ü toprak, su yüzeyleri ve bitkilerden olan buharlaşmalar yoluyla atmosfere geri dönmekte ve   158 milyar m3‘lük kısmı ise akışa geçerek çeşitli büyüklükteki akarsular vasıtasıyla denizlere ve kapalı havzalardaki göllere boşalmaktadır. Ayrıca, komşu ülkelerden ülkemize yılda ortalama 7 milyar m3 su akışı olmaktadır. Ancak, günümüz teknik ve ekonomik şartları çerçevesinde çeşitli amaçlara yönelik olarak tüketilebilecek yerüstü suyu potansiyeli; yurt içindeki akarsulardan 95 milyar m3, komşu ülkelerden yurdumuza gelen akarsulardan 3 milyar m3 olmak üzere yılda ortalama toplam   98 milyar m3’dür. 14 milyar m3 olarak belirlenen yenilenebilir yeraltısuyu potansiyeli ile birlikte ülkemizin tüketilebilir yerüstü ve yeraltısuyu potansiyeli yılda ortalama toplam 112 milyar m3 olmaktadır. Ülkemizde, başta Devlet Su İşleri (DSİ) olmak üzere su kaynaklarının geliştirilmesinden sorumlu olan kamu kurum ve kuruluşlarının 2000 yılı başı itibariyle geliştirdikleri projeler sonucu çeşitli amaçlara yönelik su tüketimi 39.3 milyar m3‘e ulaşmış bulunmaktadır. Bunun 29.3 milyar m3’ü (% 75) sulamada, 5.8 milyar m3’ü içme kullanmada (% 15) ve             4.2 milyar m3’ü (% 10) ise endüstride kullanılmaktadır (Tablo 1). Bu durum mevcut su potansiyelimiz olan 112 milyar m3 suyun 2000 yılında ancak % 36’sının geliştirilebildiğini göstermektedir. 12 Su varlığına göre sınıflandırma Tablo 2’de verilmiştir. Ülkemiz su zengini bir ülke değildir. Kişi başına düşen yıllık su miktarına göre ülkemiz su azlığı yaşayan bir ülke konumundadır. Kişi başına düşen yıllık kullanılabilir su miktarı 1 500 m3 civarındadır. 2030 yılı için nüfusumuzun 100 milyon olacağı öngörülmüştür. Bu durumda 2030 yılı için kişi başına düşen kullanılabilir su miktarının 1 000 m 3/yıl civarında olacağı dolayısıyla su fakiri bir ülke konumuna gelebileceğimiz söylenebilir. 11 
  1. YERALTISUYU SULAMALARI
Ülkemizin 78 milyon hektar olan yüzölçümünün yaklaşık olarak üçte birini teşkil eden 28 milyon hektarlık kısmını ekilebilir tarım arazileri oluşturmakta ve bunun da 25.8 milyon hektarını sulanabilir araziler kaplamaktadır. Ancak yapılan etütler sonucu ekonomik olarak sulanabilir arazi miktarı 8.5 milyon hektar olarak belirlenmiştir Ülkemizde 2006 yılı sonu itibariyle, DSİ tarafından inşa edilerek işletmeye açılan sulama alanı net olarak 2 522 000 hektardır. Bu alanın 95 000 hektarı DSİ tarafından işletilmekte olup, 1 977 000 hektar sulama alanının işletme, bakım ve yönetim sorumluluğu faydalananlarca kurulmuş olan sulama birlikleri, sulama kooperatifleri, belediye ve köy tüzel kişilikleri gibi su kullanıcı örgütlere devredilmiştir. Ülkemizde, yeraltısuyu kaynaklarının araştırılması, kullanılması, korunması ve geliştirilmesi 167 sayılı "Yeraltısuları Hakkında Kanun", bu kanuna istinaden hazırlanan  "Yeraltısuları Tüzüğü" ve “Yeraltısuları Teknik Yönetmeliği” esaslarına göre yapılmaktadır. DSİ Genel Müdürlüğünce yapılmış olan hidrojeolojik etütler sonucunda 13.66 km3/yıl yenilenebilir yeraltısuyu rezervi tespit edilmiştir. 01.01.2007 tarihi itibarı ile yeraltısuyu rezervinin 6.32 km3/yıl’ı sulamalara tahsis edilmiştir. Yeraltısuyu potansiyelinin % 54’ünün sulamalara ayrılması sulamalarda yeraltısuyunun önemini göstermektedir. 01.01.2007 tarihi itibari ile Devlet eli ile yapılan sulamalarda toplam 12 710 adet işletme sondaj kuyusunda 534 157 hektar alan yeraltısuyundan sulanmaktadır. Yeraltısuyu sulamaları DSİ Genel Müdürlüğü tarafından sulanan alanların yaklaşık % 21’ine tekabül etmektedir. Ülkemizde Devlet eli ile yapılan yeraltısuyu sulamalarının yaklaşık   % 80’inde açık kanal sulama şebekesi kullanıldığından sulama şebekelerini rehabilite etmek önemli ölçüde su tasarrufu sağlayacaktır. Bu tip sulama şebekesi inşası İl Özel İdareleri ve DSİ tarafından gerçekleştirilmektedir. İl Özel İdareleri tarafından sulama şebekelerinin rehabilitasyonu için yeterli ödenek ayrılmaması, modern sulama için engel teşkil etmektedir. Ayrıca DSİ birim fiyatları ile kapalı sistem sulama sistemine dönüşüm maliyeti hektara yaklaşık 5 000 YTL’dir. Bu maliyetin de yasa gereği çiftçiler tarafından geri ödenmesi gereklidir. Bu sebeple çiftçiler şebeke inşasının DSİ tarafından gerçekleştirilmesini tercih etmemektedir. Neticede İl Özel İdarelerinin yeterli ödenek ayırmaması ve DSİ birim fiyatlarının da yüksek olması nedeniyle Devlet eli ile gerçekleştirilen sulamalarda kapalı sistem sulama oranı düşük kalmaktadır. Yeraltısuyu kullanımında tasarrufu sağlayarak iklim değişikliğinin, yeraltısuyu üzerinde oluşturduğu baskıyı bir ölçüde azaltmak için İl Özel İdareleri tarafından yeterli ödenek ayrılarak salma sulama sistemleri kapalı sisteme dönüştürülmelidir.
  1. TARIMSAL KURAKLIKLA MÜCADELE
İklim değişikliği, kuraklık ve su eksikliği gibi konular 2007 yılında en önemli problemler olarak ülkemiz gündemine yerleşmiş bulunmaktadır. Dünya iklim kuruluşlarının çeşitli zamanlarda yayınladıkları raporlarda yağış azalmalarının daha uzun yıllar devam edeceği ifade edilmektedir. Yeraltısuyu besleniminin en büyük oranının yağışlardan olduğu göz önüne alındığında yağışlardaki azalmanın yeraltısuyu potansiyelini önemli ölçüde etkileyeceği ortadadır. Bundan en fazla çiftçi nüfusunun ve tarımsal potansiyelin yoğun olduğu bölgeler etkilenecektir. Ülkemizde yaşanması muhtemel tarımsal kuraklığın etkilerini azaltmak ve alınacak tedbirler hususunda “Tarımsal Kuraklıkla Mücadele ile Kuraklık Yönetimi Çalışmalarına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Karar”  7 Ağustos 2007 tarih ve 26606 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanmıştır. Tarımsal Kuraklıkla Mücadele ile Kuraklık Yönetimi Çalışmalarına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Karar çerçevesinde; Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın koordinasyonunda ilgili Bakanlıklar, üniversiteler, valilikler, yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşlarının katılımıyla yapılacak çalışmalarda görev, yetki ve sorumluluklara ilişkin usul ve esaslar düzenlenecektir. Çiftçilerin bireysel olarak gerçekleştirdiği sulamalarda, kapalı sistem sulamayı teşvik etmek için T.C. Ziraat Bankası kanalı ile çiftçilere 5 yıl ödemeli faizsiz sulama kredileri verilmektedir. Böylece tarımsal sulamalarda su tasarrufu sağlayan yöntemlerin kullanılması teşvik edilerek su kullanımının azaltılması amaçlanmaktadır.
  1. SORUNLAR
İklim değişikliğine bağlı olarak yeraltısuyu sulamalarında karşılaşılan en önemli sorun yeraltısuyu seviyelerinin süratle düşmesidir. Ayrıca yeraltısuyu sulamalarının artması ve salma sulama sistemlerinin uygulanması sebepleri ile tüketim artmakta, buda seviye düşümünü hızlandırmaktadır. Yeraltısuyu seviyelerinde düşüme neden olan diğer unsurlar arasında;
  • Yeraltısuyuna duyulan içme ve kullanma suyu talebinin yoğun şekilde artması,
  •  Yeraltısuyunun emniyetli rezerv değerlerinin üzerinde bir çekime maruz kalması,
  •  Kaçak kuyuların varlığı,
  •  Yüzey suyu kaynaklarından yeterince yararlanılamaması,
  •  Özellikle su sıkıntısının yaşandığı bölgelerde ürün planlaması yapılmaması yer almaktadır.
Seviyelerin düşmesi neticesinde yeraltısuyu temini için pompalar daha derinlere monte edilmekte ve enerji maliyetleri artmaktadır. Bu, ekonomik kayba ve işletme rantabilitelerinin azalmasına yol açmaktadır.
  1. ÖNERİLER
Dünya su kullanımındaki artış, nüfus artışından daha büyük oranda seyretmektedir. Artan su talebinin karşılanması için, yağışlı dönemlerde suyun depolanarak düzenli ve sürekli bir şekilde hizmete sunulması büyük önem arz etmektedir. Ayrıca sınırlı kaynak olan yeraltısuları ile ilgili çalışmalarda, kaynak yönetiminden talep yönetimine yönelmek faydalı olacaktır. İklim değişikliğinin yeraltısuyu kaynakları üzerinde oluşturduğu baskıyı azaltmak için, öncelikle suyun en fazla kullanıldığı tarım sektöründe gereken tedbirler alınmalıdır. Bu çerçevede yeraltısularından daha verimli istifade edebilme açısından kısa, orta ve uzun vadede yapılması gerekli görülen hususlar aşağıda belirtilmiştir; ● Kısa vadede; ○  Yasal olmayan yeraltısuyu kullanımının engellenmesi, ○  Halkın tasarruflu su kullanımı ile ilgili eğitilmesi, ○  Özellikle su sıkıntısının yaşandığı havzalarda aşırı su tüketen bitkilere teşvik verilmeyip az su tüketen bitkilerin desteklenmesi,
  • Orta vadede;
  • ○  Mevcut sulama projelerinin kapalı sulama sistemine dönüştürülmesi,
  • ○  Yağış alan bölgelerde aşırı yağış ve sel sularını biriktirecek yeraltı depoları inşa edilerek suni besleme yapılması,
  • ○ Yeraltısuyu potansiyeline dayalı ürün planlaması gerçekleştirilmesi,
  • Uzun vadede;
  • ○ İklim değişikliği çerçevesinde yeni yeraltısuyu sulama projelerinin durdurularak yeraltısularının içme suyu için rezerve edilmesi,
  • ○ Ağaçlandırma çalışmaları.
  1. KAYNAKLAR
Apaydın A., 2000, Mavi Gezegen Dergisi, Sayı: 3. BBC, 2008, Dünya İklimine Sibirya Alarmı, Türkçe web sayfası. DSİ, 2005, Jeoteknik Hizmetler ve YAS Dairesi Başkanlığı 2005 Yılı Üretim     Sonuçları. DSİ, 2005, DSI in Brief. DSİ, 2006, Etüd ve Plan Dairesi Başkanlığı Bilgi Notları, yayınlanmamış. DPT, 2000, İklim Değişikliği Özel İhtisas Komisyonu Raporu. DPT, 2001, Su Havzaları, Kullanımı ve Yönetimi ÖİK Raporu. IPCC, 2001, Climate Change 2001, Synthesis Report. IPCC, 2002, Climate Change and Biodiversity, Technical Paper. Postel S., 1999, Son Vaha (Çeviri: Şebnem Sözer). Türkiye İklim Değişikliği Kongresi, 2007.
Yorumlarınızı Bizimle Paylaşın

Sadece üyelerimiz yorum yapabilir, hemen ücretsiz üye olmak için Tıklayın

(E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır)
Yorumu Gönder
Henüz Yorum Yapılmamış